4 Aralık 2009 Cuma

...a.ş.k.

"....sevgilimden ayrildiğimdan beri salondaki kanepede yatıyorum..." diye anlattı eşcinsel bir arkadaşım.... eşcinsellerin aşkını, önceleri ezber bozucu, akıl karıştırıcı, iç gıcıklayıcı buluyordum itiraf ediyorum... sonradan yakından şahit oldukça ve önyargısız düşündükçe, gerçek aşkın ta kendisi olduğunu gözlerimle gördüm... çaresizce kabullendim, inandım....

.... aşkı aşk yapan tüm duygular homoseksüalitenin ağında sıkışmış vaziyette.... platonik aşklar, uzun bekleyişler, sabır, gözü açık sayısız hayal kurmalar, tanışmaya çalışmalar, konuşabilmek için sonsuz uğraşlar, flörtöz bakışmalar, emek, tekeşlilik, onsuz yapamamalar..... bunların hiçbirisi biz heteroseksüellerin yanına bile yaklaşamadığı duygular artık, bırakın yaşamayı... !!! iki, üç hafta yaşayanlar vardır belki bu duyguları, onları da ben kale almıyorum.... yanılsama, şartlanma bütün bu kısa süreli duygu yoğunlukları ....

.... duygu gittikçe azalmaz benim inandığıma göre... aksine hissettikçe çoğalır, çoğaldıkça sarar insanı, dağ gibi büyüyüp, ateş gibi kalbini yakar... birbirine dokunurken aşıklar, dokunuşlar aklını başından alır... seks değil, aşk yaparlar sevişirken... alev alev, hiç bitmesin diye yakarırlar içlerinden...

.....homoseksüeller böyle yaşıyor işte, aşkı.... görüntüsü bizden farksız, hissiyatı farklı... gerçekten kaptırıyorlar kendilerini aşka, tamamen bırakıyorlar, teslim oluyorlar... onların aşk gezegeninde, hırs yok, gurur yok, kibir yok, gösteriş, yapmacıklık, menfaat yok, sınıf atlama yok!!! birbirlerinin ne iş yaptığı, ne kadar para kazandığı yok... dışardan nasıl görünüyorlar, o-bu ne dedi, kim daha güçlü savaşı yok.... !!!!!
.....şefkat var, herkese meydan okuma, aidiyet var, sadakat, bağlılık var, her koşulda beraberlik var, aşk var.... gerçek aşk... taa ki; o kalplerini kor kor yakan aşk, sönünceye kadar....

.....bende sevgilimden ayrıldığımdan beri salondaki kanepede yatıyorum aslında... onsuzluğa çoktan alıştımda, yalnızlığa alışamadım.... ne zaman yalnız olmamaya alıştım, hatırlayamadım.... üzüntüm sinire, sinirim hırsa, hırsım hissiyatsızlığa kavuştu bile... arkadaşım, çektiği acı ile yüzleşirken, bende yaşadığımın ne kadar yalan olduğu ile yüzleştim.... ayrılmak değil ama inanmadıklarımın içinde kaybolmak üzdü beni... yalanların dolanların içinden sıyrılamayışım, ruhumu saklayışım, sıktı canımı... hemde çok... o hüngür hüngür ağladı omuzumda....bende sadece kıskanarak oturdum yanında.... aşk acısı çekiyordu...
üzücü ama, % 100 gerçek aşk acısı.... hayatta doğru düzgün hiçbir şeyi kıskanmayan ben, tuttum adamın acısını kıskandım.... sonra da kendime acıdım...

.....hani aşktı insanın evrende tek aradığı... hani herşey araçtı da, birtek o amaçtı... aşktı insanın asıl aşı, tek telaşı... ruhun ilacıydı hani aşk... hasretti, hayaldi, istekti, beklemekti, görmemekti, bilmemekti.... ben bunlara inanıyordum hep.... noldu da ben vazgeçtim aşkı aramaktan?... niye teslim oldum...? .....ne zamandı acaba beklemekten vazgeçtim de, kendi kendime ihanet ettim....?

.... farketti benim orda olduğumu ama aslında olmadığımı.... sustu biran... gözlerini sildi; "üzülme" dedi.... "ben sıramı savdım diye üzülüyorum, sen de sıranı bekliyorsun diye sevin, ümitsizliğe kapılma sakın... aşkın tek sevdiği umut, tek çekincesi komuttur.... " dedi.



the y.a.s.e.