24 Kasım 2009 Salı

sahil muhabbetleri:) 1

…..saat sabah 6 suları…ayagımda r.bladeler, üstümde “tamam kabul ediorum” uzunluğu diz altı ile bilek arasında bi yerlerde garip bi şort, kulagımda i-pod….hava gece gibi karanlık…ama sahilde koşmaya, yürümeye gelmiş başka insanlar da var…ben tek dilim yani…kendi halimde kayıyorum işte…Biraz kaydıktan sonra, saati örenmek için bi adamın yanına yaklaştım….üstünde dalgıç kıyafeti ama balık tutacakmış gibi misina ile ağları birbirinden ayırmaya çalışıoo…(tabii ki bu detayları sonradan fark ediorum….)


Yase: pardon, gunaydın saatiniz kaç acaba….(bu arada fonda ezan sesi)

Adam: gunaydın yawrum (sanmayın ki adam geçkince, pis pis sırıtarak cvp verio deyuz, anca 45 yasında)

Yase: “tekrardan”; saati örenebilir miydim? (içinden, ulan gene çattım arızanın tekine!!!)

Adam: örenebilirsin dabii….ezan okunuo bakh duymuo musun?

Yase: “içinden tabii” ulan yase, bi sefer de tak şu saatini koluna,” ben ne bilim ezan saatini….sanki her sabah namaza kalkıorum …alla alla…..

Adam: yabancımısın sen?

Yase: “gene içinden tabii”; adama bak be, ayak üstü bide Müslümanlımı test etti, deerlendirdi, manyak mıdır nedir??

Adam: saatim yok ama ezan okunuo işte, nerden baksan 4bucuk 5 vardır…

Yase: “içinden halaaa”, her sbh namaza kalkmam ama , spora kalkarım, bu ezan 6 bucua doru okunuodu….”bu sefer dışından”, amma yaptın “amca” sende!!!! 4ü beşi mi kaldı be saatin..sende yabancısın galiba….(sinir sinir kıkırdayarak)

Adam: Pis pis sırıtarak yine; …:” Napacan saati, bunlar saatle mi kayılıoo???

Yase: …alla alla….”yok, arkadaşımı bekliorum (nie açıklıosam bende ezik ezik!!!)..neyse saatinizde yokmus madem…hadi size ii sabahlar …

Adam: bi dakka , bi dakka…

Yase: buyurun… (bende tam salak kadınlar gibi hala kibarlıgımla adama mesafe koymaya calışıorum)

Adam: hanım kız (“amca diiince, ezan mezan da muhabbete karışınca; yawrum, guzel kız, hitaplarından vazgeçti….. hizaya geldiii eşşoo….su!!!) sen nie bunlarla yürüyon? Yani neden bu dekerlerin üstünde gidiyon?? ..yine pis pis sırıtarak…

Yase: “içinden” sanane ulan sapık dalgıç, balık adam her ne b..ksan…sa-na-neee!!! bi saati sorduk içimizi şişirdin….”dışından bu sefer”, neyse amca bana müsaade arkadasım gelmiştir, gecikmeim ben….hıhı (gülümseyerek kibar kibar…uzaklasıorum…bende de bi embesillik var, uza git ne acıklıon her naneyi!!!tutulurum ben böle anlarda, bırakıp gidemem..adam bes belli deli işteee)……neyse sonra kaydım maydım…artık arabaya dönerken bu deli çevirdi gene beni,

Adam: gelmedi mi arkadaşın, teksin gene….

Yase: geldiii, geldii..geldi de gitti o….(hala açıklıorm, adam deli meli de, bende has salağım… )

Adam: geldi mii, ben nie görmedim..?? yarında gelecen mi?

Yase: sen sabır ver allahım….yokkh gelmem artık, dönuorum yarın ben, buralı dilimmm yaa….ii gunler hadi….

Adam: sana da ii gunnlerrr dekerli gız, ….kıh kıh.... gülerek

Yase: fesubhanallah, halkım guzel halkım…nekadar tahammül ötesi yaaa….ii ki gelmişim Tr’ye ..wala bunlardan bi bnm ulkemde var…nesli tukenmek uzere:) keyfini çıkartmak lazım....





the y.a.s.e.

23 Kasım 2009 Pazartesi

sahil muhabbetleri:) 2

Mekan: Cadde Bostan orta nokta kabul edilirse, ben diim Kalamış'a doğru, siz diin Bostancı Deniz Otobüslerine dogru..Boylu boyunca bu hat.

Zaman: Günlerden bir gün, iki gün, genelde haftasonu, genelde günün ilk yarısında herhangi bir saat...

Oyuncular: Çoğu zaman tahammül ötesi bulduğum, kıl kaptığım; halkım.....Bazen teyzeler, bazen, amcalar, bazen çocuklar, bazen köpekli enteller, bazen bisikletliler, bazen teenageler, bazen aslında iki kişi ahenk içinde yürümeyi bile beceremeyen ama buna rağmen hem öpüşüp hem yürümek için azami gayret sarfeden sevgililer....

Hikaye: Ana konu; arkasına yahut havaya bakarak yürüyen ya da incik, boncuk gibi yanyana dizilip, bütün yolu sabote eden halkımla, bu konu hakkında yılmadan, bıkmadan ikazlarda bulunan "BEN-kendim" arasında geçen diyaloglar....

Hatırlatma: Daha önceki sahil muhabbetlerinden hatırlayacağınız gibi (bknz. sahil muhabbetleri:) 1), şahsım sahilde roller blade yapmaktayım, halkımın ağzından dekere biniorum.....Nerdeyse her gün..... ve iddaa ediorum ben de dahil sahilde normal insan bulması çok zor....hepsi de kendini en normal sanıyor...:)))

ve delirten diyaloglar....

.... fb-bjk maçının ertesi sabahı...maçı nerdeyse rıdvan dilmenden, erman toroğlundan daha detaylı yorumlayarak yanyana yürüyen yaşları 50-55 civarlarında 6 tane amca.

yase: günaydın... ama sizden geçecek yer kalmiyo kimseye....

one of the amcaS: günaydın...geçmeyin o zaman.....siz de katılın bize, hehehhee....şaka şaka buyrun küçük hanım...

yase: içinden; matah bişi olsan zaten fenerli olmazdın, zevzek...
dışından; "ee zahmet oldu, sagolun amca!..."
------ not: bu kendini spor yapınca, 20yaş daha genç zanneden, ahı da vahı da gitmiş zamparalara, ayricaaa bide bunların hep fenerli cıkmasına, iyice kılım..şuursuzlar...!!!

**yeni bisiklete binmeyi öğrenmiş 5-6 yaşlarında bi kız çocuğu, bisiklete binmeyi öğretmişler de nerde bineceğini değil....

yase: ...bak ama bisiklet yolunda gitmiyosun, çok tehlikeli, birisi sana çarpabilir..

küçük kız: esas tehlikeli olan sensin...

yase: (içinden tabii ki; fesubhanallah, velete bak, pabuç gibi dil!!!) dışından; hiç bişi diyemez...gülmekten yarılır, hem kız, hem de babası çok güzel..bunun da etkisi olabilir:))))

kızın babası: babacım, çok ayıp ama abla doğru sölüo...

küçük kız: bende doğru sölüorum baba...esas o beni şaşıtıyor binerken...

yase: peki tamam...ben sölicemi söledim, sen de:)) ii pazarlar..:)

**daha 500m geriden mental anomalisi belli, ben yaşlarda bi abla...kulağında kulaklıklar, artık ilahi mi dinliyor nedir bilinmez, huş-u içinde kah havaya, kah denize bakarak yürüyor....Bu arada belirtmek isterim yolun farklı taraflarında karşılıklı olarak ilerliyoruz.....Nasıl becerdi hala bilemiorum, beni farketmesiyle bana dogru ilerleyip, ben tam sıyırıp geçecekken, ayağını patene takmayı becerdi ve beni düşürdü.....

yase: dizlerinin üstünde yerde ....(içten koruma giyiyorum, halkımızın enteresan motiflerle yol aldığını bildiğimden..hasarsızım yani, merak olmasın:))

"Hanımefendi tebrik ediyorum, tır geçecek genişlikte yolda, beni düşürmeyi başardınız..."

Kadın: beyni öyle bi uyuşmuş ki....! nerdeyse 30 saniye sonra farketti, beni düşürdüğünü....İleriden "Aaa nooolduuu tarzında embesil, embesil bakarak; Ayol neden yerdesiniz?"

yase:Kardeşim delimisin sen? Gelip kaldıracağına, yardım edeceğine, özür dileyecene, dönmüş ne diyosun? hem yürüyüyüp, hem müzik dinleyemiyorsan, çıkart o kulaklıklarını.....(normalde spontan çıkışamam böle, gözüm hızlı dönüo bu aralar,hassasım..:) Töbe töbe, normal insanı delirtir bunlar valla...

Kadın: Ayol ben naptım, deli mi ne? Hanımefendi, sesinizin tonuna dikkat edin... bişi yapmadım ben size...Ayrıca niye sinirleniosunuz, ben sizi kaldırmak zorundamıyım??

yase: ...(bu arada yanıma bi beyfendi yaklaştı, "yardımcı olayım, verin elinizi, boşverin hanımefendi" diyerekten...ama benim gözüm dönmüş bi kez....

"Arkadaşım sen düşürdün beni, körmüsün? hem diyelim ki; sen yapmadın, yardım etsen ölürmüsün? gerçi bu zekayla sen beni kaldırırken de yaralarsın...uzak dur o daha büyük hayır..."sağolun beyfendi, kendim kalkarsam daha kolay olacak"....

Beyefendi: Nazarım değdi wala bende suçluyum... bakıp ne kadar zarif göründüğünüzü söylüyordum, aynı dans eder gibi dedim, daha lafım bitmeden düştünüz...

Kadın: Bakın beyfendi de sölüyor, kendiniz düştünüz...hem ben size siz diye hitap ediyorum da, siz neden sen diyosunuz?? ayıp hanımefendi..!!

yase: içinden tabii; elimden bi kaza çıkaracak şimdi arıza kadın...Dışından; "Ben hanımefendiyim de ondan öyle konuşuosun...Beni düşürdüğünü farketmedin de, nasıl hitap ettiğimi mi farkettin??...İdrak yolların mı tıkalı nedir?? töbe töbe....

Beyefendi: Hanımefendiyi siz düşürdünüz ama çelme taktınız, ben gördüm...sonra bana dönerek "kasten diil ama istemeden yaptı"....

yase: içinden tabii; "istemeden oldu tabii, kasten diil ama salaklıktan, bütün salakların bi şekilde bende son bulması benim kaderim zaten.......Bu sefer dışından; "Alla akıl versin, hanımefendi!!!! ne diim!!!!...beyfendiye dönerek; "size de iyi günler, beyfendi sağolun tekrardan...!!!!!" ..hızla kalkar, sinirden delirir halde uzaklaşır....

Kadın: Anlamadım ki arkadaş.....zaten bişicikte olmamış, ok gibi gidiyor iştee....

*****Slalom çalışorum yine dekerle...slalom çalışıorum, mecburiyetten...çünkü beni gören panik olup, şaşırıp, yürüdüğü yoldan vazgeçip, niyeyse üstüme doğru gelmeye başlıyor....!!! Bu vesileylen ben de sağlama-sollama, manevra yapmayı çok iyi öğrendim....yine küme şeklinde üstüme doğru gelen bi insan popülasyonu...uzaktan gözgöze geliyoruz..kimse kazımıyor....yani arayi açalım ordan geçsin, ya da kenera çekilelim, yok öyle bişi...dekeri varda, kanadı yok bu meretin...:)))uçacam sanki.... :)))sadece aralarından geçebilirim, tek çözüm.....dalıyorum içlerine.... karşıdan yanında sevgilisiyle koşan bi adamın kollarında buluyorum kendimi....sahne acaip komik..... adam bana sarılmış, kız olduğu yerde kalakalmış ama soğumasın diye hala koşar vaziyette.....yığın şeklinde yürüyen tüm o kalabalık etrafımıza toplanmış bakıyor.....genç adam kan ter içinde, nefes nefese;

genç adam: yüzünde ki ifade sanki yıllarca birbirimizi aradıkta o an bulduk....o kadar şaşkın...."Nasılsınız hanımefendi?"

yase: şaşkınım tabii, bu adam beni niye tuttu diye geçiriyorum aklımdan?....çok saçma... :))) gülmemek için acaip kasıyorum ama gözüm spor bilinciyle hala olduğu yerde koşan, ve pis pis bize bakan sevgilisine takılıyor...o dakka ayarım bozuluyor ..Çünkü hala sarılı haldeyiz, adam şokta:))))

"iyiyim hamdolsun, siz nasılsınız??? bu arada kopmuşum....:)))adam da, kalabalıkta, eşlik ediyor bana....:)))

genç adam: "bende iyiyim teşekkürler..." bu arada bırakır beni..."bişiyiniz yok di mi?"

yase: gülerek; "yok, yokta, siz beni niye tuttunuz anlamadım" puhhaaaaa..:))))) bu arada tek gülmeyen adamın sevgilisi, hala olduğu yerde koşuyor ama:))))))))

genç adam: "bende bilemedim, bir anda oldu walla:)))).."

yase: "neysee, iyi koşmalar..."

genç adam: gülerek; "size de".......

***uzar, uzar daha neler var, neler çıkar ama 3.bölüme de kalsın di mi:))

the y.a.s.e

20 Kasım 2009 Cuma

kapıcı adam

“Düzgün erkek yok” diyen kadınlar da bildiğiniz gibi gidip gidip düzgün olmayan erkekleri bulur. Zira onlar da sadece düzgün olmayan erkeği “görür”, demiş geçenlerde Mutlu Tönbekici...

Hakikaten böyle mi acaba, acaba gerçekten de göz neyi görmek isterse sadece ona bakıyor olabilir mi? Ya da belki de korkulan şeyler insanın üstüne üstüne geliyordur…. Mesala varolan hikayelerden yola çıkarak düşünürsek, o kadar ikna edici şekilde, gerçekten çok az sayıda normal insan olduğuna ve de onların da zaten büyük bir çoğunluğunun kadın olduğuna, deli adamlara denk gelmeye kondisyon kazanmaktan başka bir çare olmadığına inanmış vaziyetteyiz ki..... Yukarıdaki başlığa kadar tabii bu durumda…..Biraz acımasızca geliyor insanın kulağına…Acaba deliler mi seviliyor? Mümkün olabilir mi bu??? Yani insan eninde sonunda, esas aradığını buluyorsa ve sıkça aramadıklarıyla kavuşuyorsa, belki o zaman ne aradığını bilmiyordur….Yok artık! Esas şimdi bu acımazsızlık oldu.…

Ne zamandan beri, insan ilişkilerinden beklentiler bu kadar tuhaf oldu? Yani eskiden, insanlar ne istiyorsa artık köşe bucak kaçıyor bunlardan....Mesala komşun neden seni evde istemez? Veliler niye öğretmenleri sevmez? Aynı işyerinde çalışan insanlar niye birbirini hiç ama hiç çekemez? Bir adam niye karısının kıymetini bilmek istemez? Bir kadın şiddetle niye evlenmek istemez, hadi onu da bırakın nasıl olurda üremek istemez?? Acaba gitgide kısırlaşacağız ve bu şekilde mi gelecek dünyanın sonu? Ya da tüm hastalıklara derman bulacaklar ama yalnızlığa.. Acaba gün gelecekte kanser, aids, bilimum gribal türler, nükleer atıklar, esrar, eroin, dert olmayacakta başımıza, bir bir yalnızlığın pençesinde mi can vereceğiz??

Biz büyürken kapıcımızın çocukları bizim en has arkadaşlarımızdı....Bisiklete binerdik beraber, ip atlardık, gulle oynardık, beraber yemek yerdik, ağaçtan yeni dünya, portakal toplardık....Şimdi benim kapıcı niye bana beni öldürecekmiş gibi bakıyor, her karşılaştığımızda inatla selam veriyorum diye, sinirlenip, tükürür gibi "günaydın" diyor bana? Neden, ne zaman, kimin yüzünden, ne uğruna bu kadar düşman oldu herkes birbirine? Kim ekti bu nefret tohumlarını içimize? Acaba negatife bakmaya mı şartlandık, kusur görmeye mi bu sefer de? Yoksa herşey, herkes bu kadar kötüye gidiyor olabilir mi gerçekten?


Düz şeyler görmek istiyorum, ama niye hep eğriler giriyor gözüme?



the y.a.s.e.







17 Kasım 2009 Salı

Başlasın mı? Bitsin mi?

Bitişler güzel olmaz...Birşey biterken hüzün verir insana... Mesala; biten tatil, biten para, biten kadeh, biten akşam, biten maç, biten film, biten pazar, biten yemek, biten kitap, biten ömür, biten ilişki........

Kendi kendine hatırlatmalı hep, birşey biterse başka birşey başlar....Ama o an zor oluyor işte; bir sonraki pazarı, bir sonraki akşamı, bir sonraki kitabı, bir sonraki hayatı düşünmek....Yeni birşey başlasın ama bitişlerin arkasından olmasın...Ne ilginç olur di mi birşey bitmeden başka birşey başlasa? Yoksa kötü olur da kargaşa mı çıkar?


Eski sevgiliyi yollamadan yeni sevgili gelse, para bitmeden başka para, bir kitap bitmeden başka bir kitabı da okusak, kadeh bitmeden yenisi gelse, ömür bitmeden bir sonraki başlasa:)))))) Eğlenceli olur kesin ama idare etmesi de zor olur...


Başlamanın zevki kaçar bu durumda ama bitişler neşelenir....Mesala sevgilinle kavga ederken "next" olan da hali hazır da bekliyor ya, tepen atarsa, hiiiiç öyle alttan alma, susma, duymamazlıktan, görmemezlikten gelme, tricklerine gerek yok.....Next Bey'i alır kavga esnasında fona koyarsın.....Bu zaten inceden inceden "hadi yiyorsa bi laf daha et, bende sana tepii koim, terü taze yeni başlangıcımı çıtlatiim" demek olur...:)))) Şimdi kulağa pek bi "yok artık daha neler, yuhh!!" kıvamında gibi geliyorsa da; bu durum eskilerin de daha uzun süreli kullanılmasını sağlar..:))) Yani posası çıkıncaya kadar...:))) Eeee malum rekabet ortamı var:))))) Bu durum piyasaya bitiş ekonomisi sağlar, bitişler azalır, başlangıçlar stokta kalır:)))))) Hahaha, böylece dejenerasyon da bi nebze kırılır, millet sabrı öğrenir, akıllı kalır...


Bir ömür bitmeden öteki başlasa mesala.....Zaman diye bir derdimiz kalmaz....Kendimizi daha az yıpratırız, bu da ömrümüze ömür katar..:))) Pazartesi bitmeden salı gelse, daha pazartesi işe gitmeden, salı işe gideriz...Böylece pazartesi sendromu diye birşey olmaz:)))) Bir içki bitmeden öteki içki gelse, birini içmeden ötekini içsek....Sarhoş olmadan istediğimiz kadar içeriz...:))) Bi lokmayı yutmadan, ötekini yutsak, ötekini de yutmadan beriki gelse, hiç kilo almadan, bu hayattan geçeriz....:))))))


Bir yol bitmeden bir sonraki yol başlasa, hiç trafik olmaz...:)) Bir gol bitmeden öteki gol olsa, kimse yenilmez, taraftar hiç bir zaman ezilmez....:)) Akşam bitmeden sabah olsa, kimsenin gece hayatı kalmaz(bu kötüymüş be!!!)....Kahvaltı bitmeden, öğle yemeği olsa masada eksilen olmaz ..:)) Bir ilişki bitmeden diğeri başlasa, kimse ağlamaz... Çocukluk bitmeden gençlik başlasa, oyuncaklar ortadan kaybolmaz....Gençlik bitmeden yaşlılık gelse, yaşlılık bitmeden bir daha doğsak, ölümler olmaz...Ölmeden doğsak,sanırsam insanlar olmaz...!!!


Birşey başlayamadan, başka şeyler başlasa, sonra başka şeyler, başka şeyler...Bitişler olmasa başlamanın kıymeti mi kalmaz???







the y.a.s.e.

12 Kasım 2009 Perşembe

erkek anneleri ....(devamı)......

..............................................




Kadınlarda masum değil...

Sürekli şikayet ediyoruz erkeklerden....Gün geçmiyor ki abzürd bir durum anlatmasın kızlardan biri.....Hatta yaşananlar artık senaryo olabilme kıvamını da aştı, "bu sadece filmlerde olur!" boyutuna kavuştu....Eskiden, üzülünürdü olanların, bitenlerin, gidenlerin ardından...Şimdi şaşkınlıktan kendine gelinceye kadar uyuşmuş oluyor, canının acıdığını bile hissetmiyor kadınlar...Bu durumda herkes kendini bile aşmış oluyor sanırsam!!!!

Ne kolaymış eskilerde kadın olmak....Şimdiler de daha rahatmış gibi görünsede çok zor geliyor aslında çoğu zaman....Özellikle erkeklerle dirlik içinde yaşamak ....

Niye bu erkek cinsi olmadan yaşamak mümkün değilse, onlarla yaşamakta o kadar mümkün değil? Niye kadınlar doğuruyor, büyütüyor da sonra yine, kadınlar bu kadar zorlanıyor..?

Ya yanlış kodluyoruz, ya yanlış çipleri yerleştiriyoruz, ya yanlış şifre giriyoruz, ya yanlış rolü veriyoruz, ya da bunların hepsi ve daha akla gelmeyenler ki error veriyorlar sık sık......Nasıl bozulduysa, bir tamir yolu da vardır elbet....Vardır vardır, lakin sadece birinci el olanlara şifa verir bu iksir, zaten illeti taşıyanlar, yüzüp yüzüp derenin zaten dışında kalanlar için henüz bir yöntem bulunamadı ne yazık ki.....Yine kadınlar değiştirir bu rüzgarın yönünü, kadınlar verir yeni rüzgara yönünü......


İşte iksirin tarifi:

Önce adı olmayan dağlar aşılır, sonra bu dağların en uç eteklerinden uzun uzun yollar geçilerek dünya üzerinde çok çok az kalmış güzel mi güzel, eğitimli mi eğitimli, mutlu mu mutlu, sevgi dolu bir erkek bulunur...Karşılıklı aşık olunur...Birbirini görmezse olmaz, nefes alamaz, yaşayamaz tarzdan aşk..Şahsı ile sağlıklı mı sağlıklı, normal mi normal, bir ilişki kurulur... Fazla büyütmeden, abartmadan evlenilir ve bir aile kurulur....Kurulan yeni ailenin minik erkek meyveleri, ilgiyle, sevgiyle, şefkatle büyütülür....Annesi olan kadın meyve, onu sevgilerin en büyüğüne, en sıcağına sarar, sarar ki sevmeyi bilsin.....Babası olan erkek meyve, onun en büyük dostu olur, sırdaşı, yoldaşı, destekçisi, kahramanı, her ihtiyacı olduğunda en yakınında olanı olur, olur ki kendine güvenmeyi bilsin, güven versin, sözünü bilsin.....Baba meyve, erkek meyveye erkekliği öğretir, erkek aklıyla, saflığıyla, basitliğiyle, erkek olsun diye.....Anne meyve buna maşa olur, bunun alkışçısı olur....Minik meyvesi erkekliğin kurallarını kendi erkeğinden öğrensin diye......

Anne ve baba meyve, ikisi beraber minik meyveye, insan olmayı öğretir, doğru olmayı, normal olmayı, hayırlı mahsul olup taze mahsuller vermeyi öğretir....Sonra, böyle böyle kocaman bir tarla olur....Her hasat zamanı tarla daha bol, daha bereketli ürünlere gebe olur.....Bu ürünler tam olarak pişince toplanır....Bir tutam ahlak, bir tutam vicdan, bir tutam saygı, bir tutam hoşgörü, bir tutam eğitim eklenerek kısık ateşte iyice kıvamını buluncaya kadar pişirilir....Fokur fokur kaynayınca, altı kapatılır, soğumaya bırakılır...Sonra mutlulukla, gururla, huzurla sofraya getirilir....İtinayla ikram edilir....


Önemli not: İksire erkek ve kadın meyveler aynı oranda katılır, aynı oranda atılır....




the y.a.s.e.

erkek anneleri

"Anasına bak kızını al" diyen atalarımız, eger makbul görselerdi "Anasına bak oğlunu al" demeyi de bilirlerdi galiba...

Anne olmak cok menem birşey buna kimsenin bir itrazı olamaz....Lakin doğru zamanı beklemek lazım...."Etraftaki anneler, babalar, teyzeler, halalar, komşu teyzeler, yaşıtdaş çocuklu arkadaşlar dürtüyor; "aaa hadi ama artık, bak tohuma kaçacaksın,vallahi" diyor diye değil, gerçekten istendiği, fizyolojik ve psikolojik açıdan tam olarak, anne olmaya yeterli olunduğu düşünüldüğü zaman ..Ve gerçekten isteniliyor diye....

Ee bu iş tek başına da olmuyor malum......İş üremeye gelince de, beynini bırakıp kadınlık dürtülerinle "eeeh yetti gayrı!!! ben artık anne olmak istiyorum...hormonlarım ayağa kalktı resmen....içgüdüsel birşey bu karşı koyamaz oldum!!!" diye ortalığa dökülüp; ilk denk gelenle, seni istemeyenle, hazır olmayan bir erkekle, en kolay olanla yapmak olmaz tabii...Malzemeden çalmıyacaksın, aceleye getirmeyeceksin, bu işi...Seve seve, tadına vara vara, sindire sindire, itinayla yapacaksın, yapacaksın ki imalat hatası olmasın...Mühim bir üretimdir yaptığın farkına varacaksın..!!!

Bu bebeler, her geni annesinden almıyacak şüphesiz....Elmaya, armuta da benzemiyecek..Hatta anlaşılmaz bir şekilde daha fazla babalarına benziyorlar, sanki erkekler daha fazla gen aktarıyorlar....Kadın hazır olsa da bu sefer ürenebilecek ve seni isteyen bir adam bulmak şart...

"Bu adam kendi ne ki, bundan bir iki tane daha yapıp topluma, fırından yeni çıkmış, taze taze ikram ediyorsun Hanım Abla? " modeli bebeler yapmamakta bilinçli bir vatandaş davranışı....(tabii hala bilinçli kesim üreme isteği içinde ise!) ....İşte burda kadınlara çok iş düşüyor..Kadınlık doğurmak değil, doğurmakta anne olmak değil...Evet doğru; taşıdın, doğurdun, emzirdin, yedirdin, içirdin, baktın, giydirdin....vs, vs....

Annelik bu da olmamalı...Ahkam kesiyormuşum gibi olmasın ama ortalık deli doldu artık biri buna bir dur desin....Çocuk doğurmakla bitmiyor, doğurduktan sonra da o çocuk bir tek senin olmuyor...Sen bir insan yetiştirebilecek misin bakalım?.....Birde onu düşünmek lazım...Herkes çift olarak çocuk yapıyor, tek olarak bakmaya çalışıyor....Ondan sonra salla elini çarpsın bir manyağa..Zararlı manyaklar, zararsız manyaklar.... Cins cins .....

Hayatta bir kadın ve bir de erkek rolü var...Tamam, doğa böyle varolmuş hiç bir itirazım yok buna...Kadınların eli daha fazla evin üstünde olmalı, ona da tamam...Ne demiş atalar; "yuvayı dişi kuş yapar"... Erkek daha fazla yuvasını doyurmayı hedeflemeli...Buna da pekiii...

Peki, pekii de....Bu erkek çocukları; babaların hayalet olduğu evlerde, kocasından şikayetçi, öfkeli, subjektif, tatminsiz, mutsuz, nemrut, adaletsiz annelerin elinde mındar olmaz mı dersiniz???

Niye bu adamlar zaten kadınların elinden çıkmayken; "erkekler marstan, kadınlar venüsten" gelir oldu bir anda...? Niye bu kadınlar oğullarına tapıyor, oğulları için kanının son damlasına kadar herşeyi yapıyor da, kocalarına sürekli dırdırlanıyorlar..? Ve ya neden aynı şeyi kaynanaları da kendi oğullarına yapınca dellenip sinir krizleri geçiriyorlar??

Niye bu kadınlar için, kocaları kendileriyle, çocuklarıyla, evleriyle ilgilenmeyince bu çok büyük bir kabahatte, eşşek kadar adam olmuş ama hala baba evinde yaşayan oğullarının arkasını toplamak, her fırsatta bütün testosteron kankalarını eve doluşturduğunda, topunun peşinden pervane gibi dönmek, hizmette sınır tanımamak, izzet-i ikramda kusur etmemek, "annelik"??

......"Kayınvalidelere yemeğe gittik geçenlerde şekerim....Ozan'ı göreceksin... Ayol bir şımardı,annesini görünce, bir kaprisler falan, anlatamam...Annesi de bir hoş, utanmasa koskaca adamı kucağına alıp kendisi yemek yedirecek, o kadar yani...İkisine de gıcık oldum..."

Sen sevmedin kocanın validesini tamam, peki senin oğlanın hanımı seni sevecek mi?? Şöyle soralım ya da; Niye bu kız evlatlar, elbet birgün büyüyor, gelişimini tamamlıyor, sorumluluk alıyor, kendi çoluğu-çocuğu, kocası yetmedi, anasına, babasına, ona buna yetişiyor da, erkek çocukları bir türlü büyümüyor??

.........Bilinen bir deyişle "Erkekler çocuktur, alttan alacaksın, vs....vs....??? Niye çocukluk; kız çocukları için büyüme döneminin
6-13 yaş arası bir evresiyken, erkek çocukları için bitmek bilmeyen hayat boyu devamlılığı olan bir süreç?

Bu fevkalade anneler, oğullarını; immatür, doyumsuz, kararsız, tembel, sorumluluk almaktan ödü patlayan, sevgi arsızı, pişkin, simbiyotik birer canlıya dönüştürdüğünü farkında değil sanırsam?

Daha da komik olan bu simbiyotik canlı imalatçıları, senaryo; "müstakbel damatları" hakkında yazılacağı zaman bir anda feministin feministi, en ateşli kadın hakları savunucularına dönüşürler...Gülmemek içten değil....Ama pardon, senin oğlan Hazreti soyundan gelmeydi di mi?
Diğer oğlanlar da, öyle işte..... Bir adamın sperminin atığı, sümük gibi aynı, değersiz.....Dolayısıyla senin paşazade soyundan gelme kızına prensesler gibi davranacak, kendinden bile daha iyi bakacak, inanılmaz sevecek, saygıda kusur etmeyecek...Hayat müşterek zaten falan, falan ...
Di mi???..!!!! Hııı hı, şüphesiz....!!

Bugüne damgasını vurdu atalar.."İğneyi kendine, çuvaldızı başkasına batıracaksın..." Kadının en büyük düşmanı kadınlar, erkekler bu savaşta figüranlar ....."
(Haşaa atasözü değil, nacizhane nevi şahsımın kabul görmüş bir sözü...)...

Herkes açsın kulaklarını sadece bir kez sölüyorum, "kadınlar da masum değil!!!!"

.....Böyle sayıp sayıp, bırakıp gidecek değiliz tabii ki de, devamını bekleyin....



the y.a.s.e.

PSYCHO GUYS

…feels like never can catch u right?….but it never is never!!! in fact very close, very daily and very easy to get caught….. really possible to meet one….. they do not hide themselves anywhere… they are out there just like you…. they all have a role…your lawyer, your boss, your son, a friend from work, or your husband can be a psycho, did you ever think that way???….what makes them psycho is; what they do to represent themselves lookin’ normal just like other people…..When you keep thinking of other people the way that you think about your own self, you basically send them an invitation to join your life show with the best seats for a while…. till you figure out what you really want to believe is not what you really are in..If you can ever go with the flow through your instincts at the very beginning, and can avoid your self from your feelings, its very simple to get the truth and succeed not to get hurt....But unfortunately this is never the contest!!! İts always “go with the feelings instead of instincts…..”So every girl finds herself in a scary movie, as the main character, at least once in a life time….If shes lucky enough, gets rid of herself shooting the following episodes, but if she is not then god forbid we can welcome an other psycho who is made with attention by a legally labelled psycho!!!!The line between being regular and being crazy is extremely thin and very nearby..So if you can not open your eyes early enough and get and lock the crazyness out of your life then you stuck in a psychotic hell…..According to what they say, it takes just 3 whole weeks to understand what kinda relationship is gonna be itself…..After 3 weeks u start losing your objective vision and start pretending and acting instead of feeling….sooo its not rough ha??? Is this for making the world much more insane for all of us or what is this?????!!!!!





the y.a.s.e.

10 Kasım 2009 Salı

İnce Belli Çay Bardakları

Birde özür dileyenler var….Durmadan, yılmadan özür diler bunlar…. Bir şeyi düşürür kırar özür diler, seni kırar özür diler, bağırır özür diler, döver özür diler, söver özür diler, sorar özür diler….Tutarsızca ve manasızca diler de diler… Sen kabul etmekten, ya da reddetmekten bıkarsın, bunlar af dilemekten bıkmaz. … Aslında bir özür kredisi verilmeli bu cinse toptan, o sayıyı tüketince de yol verilmeli…Yanlış anlaşılmasın sakın, erkeklere atıfta bulunmuyorum, bu cinse mensup sayısız kadın da var ki tahammül ötesi….Yordamsızlık hepimizin virüsü oldu..

Erkeklerin yüzeyselliğine, vurdumduymazlığına, nezaketsizliğine, detaysızlığına, hadi tamam da, kadınlarınkine değil ya…Erkekler düzeleceği yerde bakıyorum da kadınlar zıvanadan çıktı….Kadınlar erkekleşti….Nasıl olacak o zaman??? Bundan gayrı özür öküzleri gibi mi yaşayacağız..?? İnsanoğlu hata yaparda, hayatını hatalardan yapmaz herhalde…Ya da nolur yapmasın….Selahattin Duman bir yazısında bahsetmişti; “eskiden çayı ince belli küçük bardaklarda içerdik, bir harmonisi vardı bardakla tabağının, şıklığı, bir kendine haslığı vardı, şimdilerde ise hiçbir kıvrımı, zarafeti olmayan kupalarda içiyoruz çayı” diye...Kendisi her ne kadar kadınların son yıllarda fiziksel olarak çok fazla değiştiğine, irileştiğine değinmek istemişse de, ben bu atıfı mecazi anlamda değerlendirmiş ve “Kadınlarda aynen çay bardaklarının uğradığı değişimden nasibini alıyor sanki, her geçen gün naiflikten, narinlikten, nezaketten hızla uzaklaşıyorlar” demek istediğini düşünmüştüm… Kendi zihnimden geçeni, onun kaleminden çıkmış gibi anlamam, aklımın bana oynadığı bir oyun muydu? Algıda seçilik mi? Yoksa yansıtma mı? …. Çağdaş, modern, eğitimli, genç bir Türk kadını olan ben, çok sinirlendim kendime, haksızca ve ukalaca buldum bu eleştirimi, hatta inceden bir saldırı olarak değerlendirdim kendi fikrimi…. Şimdilerde yerden göğe hak veriyorum yine kendi düşünceme, kalbim sızlayarak…Erkekleri içten içe paylayarak izlerken, kendimi; biz kadınların kaba, çirkin, itici, agresif tiyatro oyununu sahnede yönetirken buldum…Ben dahil cümlemiz, inanılmaz bir şekilde erkekleştik…Sahne var, oyuncular var, ama roller tamamen birbirine girmiş vaziyette….

Hayat gerçek anlamda demokratikleşmediği gibi biz kadınlar için, birde iyiden iyiye kimliksizleştiriyor sanki…Erkek bozması ruhlarımız, kadın kıvrımlı bedenlere sıkışmış kalmış çoğu zaman….




Güçlü olurken mi onlara benzedik? Güç sadece erkelere mi ait yoksa dedikleri, istedikleri gibi? Yada kadın tipi güçlenmeyi mi öğretmeliyiz kendimize zorlada olsa, beynimiz karşı gelse bile? Aptala yatıp, akıllı hamleyi yapsak, bilsekte bilmiyormuş gibi yapsak, aba altından sopayı sallasak, olur mu acaba? Çarpışmak yerine, kadınsal cilveler ve hilelerle erkekleri mi salaklaştırsak?



Napsakta hem kadın kalsak hem de güçlü olsak?

the y.a.s.e.