24 Aralık 2009 Perşembe

seksolog

B: Evlilik hakkında ne düşünüyorsun?
B: Hiç heyecan verici gelmiyor... Kendi yalnızlığınla anlaşma imzalıyorsun sanki... "Bundan sonra kimse bilmeyecek aslında yalnız olduğumu" anlaşması. Aşk, seks, heyecan, tutku, risk, yenilik, aidiyetsizlik, sorumsuzluk haklarından vazgeçiyorsun... Altına imza atıyorsun seni hep uçuruma bir adım kala tutan, güvenli bir sözleşmenin... Bir de diğerleri tarafından onaylanmış oluyorsun.. Herkes, artık sevişmeye hakkın olduğunu düşünüyor... Aslında sevişmek diye değil de, kocanı mutlu etmek diye belirtsem daha doğru olur... Evlilik tribününün düşüncesi bu yani.. Sen mutlu olmazsan kimse bunu bir sorun olarak bile kabul etmez ama sen mutlu edemezsen, allaaa.... Neye, kime göre mutlu edemiyorsun bu da bir başka sorun tabii:))) Gerçi adam zaten kendini mutlu eden birini bulur hemencecik... Bu da hakkıdır zaten... Kocasına vermeyen kadının hakkı aldatılmaktır... Kötü verirsen de aldatılırsın fakat...:))) Adam kötüyse de artık çekecen canım, kocan o senin...  Sende seks manyağı mısın, nesin?
B: Aynı sorunlar birisiyle flört ederken de söz konusu...Neden bunu evliliğe yüklüyorsun?
B: Doğru geçerli. Ama zaten aynı durumlar söz konusuysa bu evlilik pazarlığı neden? Ayrıca biriyle çıkarken bu durumlar olduğunda, kimseye açıklama yapmadan ayrılma hakkın var... Sonra yoluna devam...
B: Sence hiçbir iyi yanı yok mu evliliğin?
B: Vardır tabiii ... Benim ilk aklıma gelen artık şaka veya ciddi "evlen artık" baskısından kurtulmuş oluyorsun, boşanana kadar ...:)))
B:Niye evliliği düşünürken hep boşanmak geliyor aklına?
B: Evliliğin yazılı sözleşmesinde asla deyinilmeyen, ama aslında en önemli ve sessiz maddesi çünkü... Kadın-erkek hangi arkadaşım boşandıysa, boşanırken tamamen insanlıktan çıktılar birbirlerine karşı... Hem evlenen herkesin bunu düşünmesi lazım... Eğer boşanırsan artık resmi olarak "2.el'sin."  "Dulsun"... Bir daha evlenirsen de yeni evliliğin bir başlığı var artık; "ikinci evliliğin"...  Etiketlenmeyi de kabul ediyorsun evlenirken... Cinsiyet ayırdımı olmaksızın bu böyle...
B: Ona bakacak olursan, aynı insanlar evlenmediğin taktirde de seni "evde kalmış" olarak etiketliyecekler?
B: Doğru... Zaten bu etikette insanları evlenmeye itiyor arkadan gizli gizli... Hangi etiketle daha kolay baş edebileceğine göre çiziyor herkes hayatını...
B: Bu durumda etiketlenme korkusunu evlenmeme sebeplerin arasından siliyorum...
B: Peki..
B: Bazen bile olsa evliliğin gerçek olabileceğine inanıyor musun?
B: Bu konuyu düşünürken hep gerçek bir evlilik yaptığımı hayal ediyorum aslında... Yani çok sevdiğim, deli olduğum bir adamla evli olduğumu... Ama o da benim gibi başrolde olacak bu oyunda... Ne bir fazla, ne bir eksik... O da beni, benim onu istediğim kadar isteyecek... Ama sonra bunun gerçek olmadığını hissediyorum... Düşünüyorum değil, inanıyorum da değil, hissediyorum.... Anlattığım bana bile bir oyun hissi veriyor....
B: Seks deyince?
B: Çok güzel, enfes bir duygu... Sonrasını düşünmediğim tek mutluluk anı... Yalan ya da gerçek, birbirine tamamen aitsin o an... En sevdiğim aitlik duygusu bu, kısa süreli... Düşünürken bile, içim kıpır kıpır oluyor...
B: Seks hakkında düşünürken kendini spesifik olarak bereber gördüğün biri var mı?
B: Hayır. Seks deyince kendimi ve tanımsız sülietleri görüyorum ben, insanların yüzünü değil...
B: Seksi tanımla desem?
B: Tanımlama yapamam...
B: Peki anlat...
B: Teninin sevdiği, kimyanın tuttuğu birisiyle sevişmek; kuralsız, heyecanlı, sıcacık, ateş gibi birşey... Hem çok insani hem de hayvani bir duygu...  Çakır keyif yapar beni...  Sevişirken savunmasız olurum, teslim olurum ben... Onu da teslim alırım...
B: Kuralsız derken? Mesala evli birisiyle beraber olur musun?
B: Olmak istemem kesinlikle... Birinin artığını yeme hissi verir bana... Başkasının bardağından içmek gibi... Susarsam dolaptan temiz bardak almak mesala kurallarımdan bir tanesi... Benim demek istediğim, kurallar yatak dışındayken uygulanır... Yani evli biriyle yatmak istemiyorsan eğer, o zaman gereksiz boyutta samimi olup, riskli ortamlar yaratmamayı kural edineceksin... Artık yatağa girmişken, sona bir adım kalmışken daha kimin ne kuralı kalır, kim ne kuralına uyar..!!
B: Evli olduğun zaman anlattığın gibi seks yapılmaz mı?
B: Bilmem, yapılır mı?... Yapılmaz diyemem, ama sanki bu kadar tatlı gelmez.... Aslında aynı şey olsa da aynı gelmez... Çünkü evlen diye atılan o çığlıklar, sonrasında seni evli insan gibi davranmak zorunda olduğun kalıplara sokup, sağır ediyor... Ait olmak o kadar heyecanlı gelmiyordur.... Ama onda da tanımsız bir güven duygusuna sahiptir insan herhalde, herşeyini bilirsin, tanırsın karşındakini.... Daha az endişe duyarsın, belki bunun da zevki başkadır...
B: Sence seks edilgen birşey mi, etken mi?
B: Seks karşılıklı olarak almak bence... Daha farklısını çok hissetmedim, hissettiğimde de bırakırım anında... Su içerek nasıl oruç tutulmuyorsa, sen almadan, o da alamaz... Karşılıklı alınacak...
B: Neden bu konuyu dini bir kavramla açıkladın?
B: Bilerek değil, bilmem... Sevişmek ibadet gibi geliyordur belki de bana???
B:  Peki.... Bugünlük bu kadar,

Yazarın dip notu:  EvlenMeMeye karar verdi... Kutlama için, bir gün seçildi... Davetiyeler basıldı, herkese dağıtıldı... Kutlanırken ortaya bu laflar atıldı.... DevaMı var....

the y.a.s.e.

22 Aralık 2009 Salı

"Hayırrr!"

.....3 ay olmuştu sevgilisinden ayrılalı... Ayrılık alemeti son konuşmalarda gizlidir... Sinir, küfür, kavga, kıyametle bitti mi, bilesin ki bir round daha var:)) daha knock out edemedin demektir... Biiir, ikiii, üçç....Ve işte rakip tekrar ayakta..:))  son yumruğu çakıp yere indirmek için, biraz daha vaktin var...:))

......Ayrılalı 3 ay olmuştu.... Adam bunu kabul edeli bir ay... Bir aydan sonra ilk kez tekrar aradı, "özür dilemek" için... "Özür dilerim", dedi adam....

Kız: (içinden;) Alla alla...Niye sinirlenmiyorum ben yahu?? Bilsem ki sebebini doğru kavrayabilecek, patlatacam kahkayı şimdi:)
Adam: Çok pişmanım... Herşeyi mahvettim... Sadece seni çok özlediğimi bil, ve çok zorlandığımı....
Kız: (içinden;) "çok zorlandığımı bil" yani; "Hala bir dikiş tutturamadım... Hala sana "hass.. ben ne yaptım?" dedirtecek bir çıtır bulamadım..:)) Daha iyisini bulamadığım sürece halaaa en iyisi sensin demektir...O zaman bana bir şans daha verir misin?? :))
Adam: Çok zaman geçti, biliyorum..... Tamamen sakinleşince doğru düzgün özür dilemek istedim... Sensizliğin ve sana ettiklerimin cezasını çekiyorum...
Kız: (içinden;) Beter ol, allahsız!!... Yahu aldatmanın da bir namusu olmalı... Ben aldatsam hayatta özür dilemem mesala, bu sabah böyle karar verdim:)).... Şerefsizliğin de bir şerefi vardır benim neznimde...
Adam: Çok üzgünüm... Çok ağır kalbim, taşıyamıyorum ... Sen nasılsın?
Kız: (dışından;) İyiyim... Nefret etmiyorum senden artık!!... Hafifle yani... Kin tutamam ben, hatırlarsan...
Adam: Eşşekler gibi pişmanım... Bana geri dönmeni ya da affetmeni beklemiyorum... Sadece bil istiyorum...
Kız: (içinden;) Yok canım beklemediğini biliyorum anladım ben seni... Rahat ol...!! Bunun adı; yoklama çekmek, "bakalım  hala burdan nemalanabilir miyim yoklaması"... Ama bu yoklama da yokum ben, artık yardım sever bir arkadaş benim yerime imza çizittirsin... hehe:))) (dışından bu sefer;) Söyliyeceklerin bittiyse, kapatmam gerek benim...
Adam: Peki...
Kız: Hoşçakal... (telefonu kapattıktan sonra içinden;) Sinirden günlerce uyuyamadım, yemek yiyemedim.... 5 kg vererek, vücudumun tüm seksi parçalarını senin yüzünden feda ettim... Bu da yetmedi, senden sonra ki şanslarımı da nemrutluğumdan bi süreliğine kaybettim... Sende biraz hislen tabii canım...Öküz değilsin ya!!! Yalancı herif!!

.........10 dakika sonra tekrar çalar telefon....
Kız: Dinliyorum...
Adam: Müsayit misin?
Kız: (içinden;) Yok değilim ama sen konuş yine de... Tövbe tövbeee... (dışından;) Evet, hızlıca söylersen...
Adam: Bundan 3-4 hafta önce de sormuştum... Daha lafım bitemeden yüzüme kapatmıştın telefonu.... Bir kez yüz yüze konuşmamıza, olanları sana açıklamama izin verir misin?
Kız: (içinden;) Fesübhan allah!!! Telefonu kapattım diye de gönül koymuş bak:P Kaba saba bir insanım ben de bazen canım, kınadım şimdi kendimi...:)))) Ne anlatacaksın be deyuz? Nasıl seviştiklerini falan açıklarmış bir de....:)) Yaptım bir hayvanlık evet ama...Gerçekten sayılmaz, hiç bir şey hissetmedim.. Zaten telaştan mıdır, suçluluktan mıdır nedir, şipşak oluverdi...:))) Sen aklımı koru yarabbim.... (dışından bu sefer;) Hayır, konuşmak istemiyorum.... Hiç merak etmiyorum ne anlatacağını.... Sen onunla beraber değil misin hem..? Niye hala bunları sorup duruyorsun bana...?
Adam: Şaka yapıyor olmalısın... Beraber değiliz biz... Kimseyle beraber değilim ben... Senden başka hiç kimseyi istemiyorum...
Kız: (içinden;) Hııı evet, şakacıyımdır ben biraz....Hey yarabbim!!!... "Artık" istemiyorum demek istedi galiba...:)) Önceleri istemiştim, yani seni de ondan aldattımdı ama "yeter doydum" der gibi... Hehehehe, demek ki hakikaten iyi değilmiş kızla...:)) Allahım iyice erkek aklıyla düşünür oldum, sen beni doğru yoldan ayırma... (dışından; ) Yalan söylemene gerek yok....Beraber görmüşler sizi, biliyorum... Benimle şansın sıfır.... Bence boşa zaman kaybedip, ondan da olma... Yolun açık olsun....
Adam: Sadece arkadaşız biz... Nasıl beraber olduğumuzu düşünürsün....
Kız: (içinden;) Ay hakkaten ben de bir hoşum haa!! Bir kerelik şeyi nasıl da abartıyorum yaa...Çok anlam yüklüyorum çok!! Ne kadar alaturkayım, ne kadar çağ dışıyım!!!! Tuuu banaa!!! Hiç bir zaman modern bir kadın olamayacağım...:))) Bu insanlar çıplak gördükleri insanlarla nasıl arkadaş oluyorlar merak ediyorum... İnsanın aklına türlü türlü şey gelir yahuu... Mesala  maçtan konuşuyorsun "arkadaşınla"... Ofsayt mıydı, değil miydi??? Adamın aklından kaç ofsayt faztazisi (malum yerde) geçer acaba, allah muhafaza...:)) Anlatırsın artık ileri-geri sararak, "Dur bir dakika, dur... Bir adım geri gel.. Hıh oynat şimdi, oynat...Bırak vursun şimdi... Vursun... Eeee vurdur..... Yok yok....Geri al... Geri al, hıh bir daha vurdur!!!..:)))) Hay allahım, bu ilişki kendi ofsaytta zaten:)))) Şimdi deyivereceğim "arkadaş arkadaşı hiç sss.... mi?" diye.... Kalakalacak şebelek!!!! (dışından;) Hayretler içindeyim dediklerin karşısında ama sürtüşmeyeceğim seninle.... Bitti bu iş benim için...
Adam: Bu kadar mı tükettim içindekileri....?
Kız: (içinden;) Bak şimdii... Onu da nerden çıkarttın? Aşkolsun, darılacağım ama şimdi sana.....:))) Tonlarca yalan söylediğini öğrendim.... Tonlarcasını hala bilmiyorum... Sonraaa....Sen beni Ayşeyle aldatmışsın, o da yetmemiş gidip Fatmayla aldatmışsın....Ama olsun.... Bunlar bizim ilişkimize yönelik hareketler değildi.... Kafan karışıktı sadece... İstemeden onların içinde!! buldun kendini....Aşkımız ilk günkü gibi taptaze, dipdiri, tutkulu, gerçek!!! Ben de deliler gibi özlüyorum seni...:))) Nasıl ama? Buyur burdan yak!!! Neyse, ilham perim geri gelir belkim... Kaç gündür kalemim stop ettiydi... (dışından bu sefer;) Bitti, konuşacak hiç bir şey kalmadı....
Adam: Emin misin? Bak çok özür dilerim...
Kız: (içinden;) Bak özür de diliyor yavrucak, affet be taş kalpli kadın.... Hay af dileyen o dilini eşşek arısı soksun senin!!! Ulan uçkurunu tutamadığı gibi dilini de tutamıyor bu be!!! ...Vur şu son yumruğu, bitir şu maçı artık sen de kadın!!!! (dışından;) Özür dileyecek bir durum yok, %100 eminim evet, istemiyorum...
Adam: Pekii.. Eğer böyle olsun istiyorsan, saygı duyuyorum....
Kız: (telefonu kapattıktan sonra;) Valla oldu, ilham perim geri geldi... Yazmam lazım bunu... Şimdi farkettim gerçekten de bitmiş... Geçmiş artık.. Ohhh be, ohh!!!! Bir, ikii, üüçç, .......dokuzzz, onn!!! Knock out!!!

Yazarın dip notu: Kişi sesli konuşmayı bırakıp, içli konuşmaya... Düşünmeyi bırakıp, yazmaya başlar ise...Ya yazar olur, ya da sırada ki aşka hazır olur...:))


the y.a.s.e.

16 Aralık 2009 Çarşamba

şişmanım, şişmansın, şişman... (2)


*** son bir yılda 6 kilo aldığını söyleyen, oldukça uzun ve hala ince!!! çok cici, gayet aklı başında bir kız ve annesi poliklinikteler....

Uzm: Merhaba, tahlillerinizi incelerken sizi dinleyim Simge Hanım, nasıl yardımcı olabilirim?
Hasta: Bana kilo vermeye ihtiyacın yok diyeceksiniz belki ama (ve böyle olursa eminim annem de çok sevinecek..) son bir yılda 6kilo aldım ve inanılmaz rahatsızım bu durumdan...
Uzm: Son bir yılda kilo almanıza yol açacak her hangi özel bir sebep var mı?
Anne: Üniversiteye başladı tabiii..
Uzm: (içinden tabii;) Ahaaa!! Dakka bir, gol bir... daha birinci sorudan... HAAS bu... bknz; Herşeye atlayan anne sendromu....
Hasta: (Annesine ters ters bakarak;) Üniversiteye başladım evet ama, her zamankinden daha dikkatli yemek yiyorum..... (uzmana dönerek;) gerçi bu son bir yılda hayatımda ki en önemli değişiklik, yanlış bilgilendirmeyim sizi.... Başkaaaa..... annemin kansız olduğum için beni pekmez, kuru meyve kürüne sokması, her itraz ettiğimde nerdeyse zorla bana bunları ağzıma tepmesi olabiliirr.. ..
Anne: Y Hanım baksanıza ne kadar zayıf... Yedirmeyimde ne yapim? mosmor gözlerinin altı...Bıraksak 3 gün yemek yemez..Tutturmuş, kilom da kilom...
Hasta: Annecim, kilo almaya başladım işte... En başından bu gidişe dur demezsem, bu böyle arta arta gitse daha mı iyi... Halamlar, sen, teyzem hepiniz şişmansınız işte...
Anne: Bak şimdi... Ben, Y Hanımdan zayıftım kızım....çık, çık, çık....(uzmana dönerek;) doğumdu, menapozdu derken..... ee insan bi saatten sonra motivasyonunu da kaybediyo, hıhhhııı... biraz kilo aldım tabii....
Hasta: Tabii yediğin böreklerle, pastalarla alakası yok anne di mi?
(uzmana dönerek;) Kan yapsın diye bana yedirmediği şey kalmadı Y Hanım.. Artık tartışma bitsin diye yiyorum, sonunda bu hale geldim.. En sonunda beni de kendisi gibi şişmanlatacak, ben şişman olmak istemiyorum...
Anne: Bu çocuk milleti ne kadar nankör, hey allahım!!!! Bu herkesi şişman görmeye başladı Y Hanım... Bir psikiatriste mi göstersek napsak??
Hasta: Aşkolsun anne, sonunda konuyu buraya kadar vardırdın yani....
Uzm: Kim tanı koydu size kansızsınız diye ve ne ilaç başladı?
.........bir an bir sessizlik olur, kız annesine bakar....anne kızarır, bozarır....
Hasta: Annem koydu tabii, kim koyacak başka?
Anne: (telaşla elini kolunu sallayarak, kendini savunmaya geçer;) Koymamak için kör olmak lazım, söz meclisten dışarı....!!! şu gözlerinin altına bakın Y Hanım, vampir gibi...
Uzm: (içinden;) Bismillahirrahmanirrahim.....sabır yarab!!! (bu sefer dışından;) Ne yani siz kendi kafanızdan mı tanı koydunuz?? Kızınızın kansızlığı yok hanımefendi, nerden çıkarıyorsunuz? Nasıl karar veriyorsunuz siz buna anlamadım ama tahlilleri tertemiz... gözlerinin altı da mor peki ama sizinkiler de mor... Sizde mi kansızsınız o taktirde??
Anne: Yok canım sapasağlamım ben... Kanım, canım yerinde....!!! Yanlış anlamayın Y Hanım, işinize karışmak istemem tabii ama cılız ayol bu kız....Nasıl kanı tam olur? Kesin kez yok mu, birazcık bile?
Hasta: Anne boşu boşuna onca iğrenç şeyi yedirip içirdin bana yaa.....
Anne: Ayy sanki zehir içirdim Simge!!!! şikayet istersen bir de beni savcılığa; "annem beni zehirlemeye çalıştı diye!!.... Abarttın iyicee... (uzmana dönerek;) zaten içirdiğim kayısı ezmeli pekmezleri de hep kustu... Acaba nolur nolmaz bir psikiatriste de gitsek mi? Anoroksik falan olmasın bu kız Y Hanım..
Hasta: Anne kustum evet, çünkü yutulmayası birşey o zorla burnumdan ite, tepe içirdiğin şey... Ben hasta değilim, yeme bozukluğum yok Y Hanım...
Uzm: Sakin olsun herkes tamam... Simge Hanım, yeme bozukluğunuz olmadığını biliyorum... (Anneye dönerek;) Başka çocuğunuz var mı? Simge Hanım tek çocuk mu?
Anne: Başka çocuğum yok benim, tek evladım Simge...
Uzm: Pekii anlaşıldı....(içinden;) vah zavallı Simge!!!!
Hasta: Ben hasta haklarımı kullanarak bu görüşmeleri tek yapmak istiyorum Y Hanım.... Anneme kendisini istemediğimi söyledim ama dinlemedi tabii ki de...
Anne: Aaaaaa, aşkolsun kızım... Ben sana yardımım dokunur diye geldim, ne münasebet zorla gelmişim gibi aktarıyorsun????
Hasta: Ne yardımın dokunabilir anne, Y Hanım uzman değil mi? Tamam işte beni getirerek yeterince yardım ettin.....offf yaa....
Uzm: Tamam Simge Hanım, tabii böyle bir hakkınız var... Sizi dışarı almak zorundayım.... Malum Simge Hanım, 20 yaşında yetişkin bir insan... Kendi kararlarını kendisi verebilir... Hem böylece daha sakin bir ortam olur, daha hızlı yol alırız...
Anne: Y Hanımı da kendi tarafına çektin, bravo!!!!
Uzm: (gülerek;) Tarafsızım ben, merak etmeyin... İstediğiniz zaman telefonla ulaşabilirsiniz bana ama lütfen, Simge Hanım benimle yalnız görüşmek istiyorsa öyle olsun...İyi günler...
Anne: Homurdana, homurdana; "sanki düşmanıyım ben, annesini odadan çıkarttırıyor, ahlaksız....!!!!! size de iyi günler...

*** ikisi de birbirinden ateşli, birbirinden yorucu, 35li yaşlarda bir çift... hanımefendi, doğum sonrası kilolarını vermek istiyor....

Uzm: Hoşgeldiniz... Tahlilleriniz de bir problem yok... Formunuzu inceliyorum, gebelikte aldığınınz kiloları vermek istediğinizi yazmışsınız...
Hasta: Evet Y Hanım...
Hastanın Kocası: Y Hanım, yalnız ben hemen peşinen söyleyim; Ben öyle cılız kadın istemiyorum... Zaten çok karşıyım burda olmaya ama tutturdu işte...
Hasta: Sen karışma Zihni... Bıngıl bıngıl oldum, yeter artık...
Hastanın Kocası: Sıska olmasın sakın... Kupkuru.. Öyle kadın olmaz, bakmayın işte moda oldu...Erkeklere soran mı var? Yanlış anlamayın ama mesala siz çok zayıfsınız....
Uzm: (içinden;) Hay allahım sen beni delirtme, münasebetsiz denyo!!! Ben kadın sayılmam yani... Sanki kadın kabul eksperi!!! Sen benim gibi istemiyorsun da ben senin gibi nasıl istiyorum bilemezsin... (dışından bu sefer;) Beyfendi önce sizi aydınlatiim isterseniz; diyet tedavisi ile verilmesi gereken kilonun ne kadar olduğu, tedavinin süresi, takip sıklığı; tahlil ve analizlerle şekilleniyor...(gülerek;) Yani öyle olmasın, böyle olsun, koy koy suyundan da şeklinde değil...(kıl bir tebessümle;) Hehehee...
Hastanın Kocası: (utana sıkına..) Yok işinize karişmak istemem tabii ama ne bilim bi sürü insanın başına neler geliyor bu diyet mevzuundan... Ben karıma birşey olmasından korkuyorum...
Uzm: (içinden;) Ya yaa tabii!!! yedim bende... Karım tekrar kilo verecek, spora gidecek, kendine bakacak, taşş gibi olacak bunlardan hiç korkmuosun!!!! (dışından;) Endişelenmenizi anlıyorum ama, bu gibi istenmeyen durumlar uzman takibinde olmayan, kendi kafasına göre denemeler yapan insanların başına geliyor. Ya da aslında bu konuda uzman olmayan uzmanların sayesinde... Emin ellerde eşiniz, merak etmeyin...
Hastanın Kocası: (yine kıro özüne geri dönerek;) Tekrarlamakta fayda görüyorum Y Hanım, ben etli, butlu, dolgun kadın severim... Fazlalıklar gitsin yeter....
Uzm: (içinden tabii;) Hayallahım bana sabır ver... Elimden bir kaza çıkartacak kıl adam yaa..(dışından;) Anlıyorum....Bana söylemek istediğiniz başka birşey yoksa eşinizi dışarda bekleyebilirsiniz...
Hastanın Kocası: Aaaa ben kalamaz mıyım?
Hasta: Zihnicim hadi, çık sen aşkım...Bende daha rahat ederim...Kalıp napıcaksın hem?
Hastanın Kocası: Napicam canım, bende burda olmak, birinci ağızdan dinlemek istiyorum.. Rahatsız etmem tombulum merak etme sen....(pis pis sırıtarak;) hehehehe...
Uzm: Prensip gereği sadece yetişkin olmayanları ebeveynleriyle alıyorum... (en kibar sesiyle, gülümseyerek;) Kalmanızı gerektirecek bir durum yok...
Hasta: Zihni hadi çıkta başlayalım artık...
Hastanın Kocası: Niye çıkıyorum anlamadım ya.... (karısına dönerek;) Kocanım ben senin, her türlü hakkım var burda kalmaya..
Hasta: Zihniiiii!!! (gülümseyerek ama tıslayarak çıkan bir sesle;) Abartma istersen aşkım, beni de Y Hanıma mahçup etme...!!! Hadiiii!!!
Uzm: (içinden tabii;) amannnın!!!! bu Zihni aba altından sopa yiyen gruptanmış meğerse... nası pıstı adamcağızz...
Hastanın Kocası: (çocuksu, ağlamaklı bi sesle;) Peki öyle olsun, ama bende bir sonraki sağlık kontrollerimin hiç birisinde seni istemiyorum...
Hasta: Bende bayılıyorum çünkü seninle gelmeye!!! Nasıl memnun olurum!!! Beni de bu dertten kurtarmış olursun!!!! Çok makbule geçer Zihni Bey!!!!
Hastanın Kocası: (çocuksu halinden tekrar "odunsu" özüne dönerek;) Tamam tamam....Kess!! Amma da uzattın!!! Ben de ölmüyorum bu deli saçması kilo derdinle uğraşmaya!!! Bıngıl!!!
(uzmana dönerek;) Kusura bakmayın Y Hanım, nolur mesleğinizle alakalı algılamayın sölediğimi...Bıktım bu kadının kilo muhabbetinden...Aldığım günden beri "dır dır, bır bır".. Yok evlendikten sonra kilo almış, yok çocuk istemiyormuşta zorlamışım, benim yüzümden bu hale gelmişmiş....(hışımla karısına dönerek;) Hadi eyvallah, vizite ücretini de kendin öde Hanımefendi!!!! (tekrar uzmana dönüp, en cool sesiyle;) Saygılar Y Hanım...
Uzm: (içinden;) İkisi birbirinden tuhaf, kim melek, kim şeytan ???
Hasta: Kaba adam!!!! Öderim meraklanma!!! (uzmana dönerek;) başlayalım hadi Y Hanım, yeterince oyaladı bu adam bizi!!!
----------hastanın kocası kapayı çarpar ve çıkar....
Uzm: (içinden;) gerçek mi bunlar? kamera şakası olamaz di mi? aklımı koru, bana sabır ver, allaam!! Amin!! (hastaya dönerek en mesafeli sesiyle;) İyi olur, hemen başlayalım...

***40lı yaşlarda, yeni boşanmış ve dışarı hayatına çok fazla taklmasına bağlı olarak hızla kilo almış ve Karaciğer büyümesi olan, ayrıca oldukça histerik bir beyefendi uzmanın karşısında...

Hasta: ( yılışıkça gülerek;)Düştüm elinize en sonunda Y Hanım, nolur kurtarın beni bu göbekten...
Uzm: (içinden;) Evet en favori cümlelerim gelmeye başladı bile, şahaanee!!... Elime düşmüş, cellatım sanki ben!!!! (kibarca gülümseyerek;) İzninizle bir tahlillerinizi ve bilgi formunuzu inceleyim önce...
Hasta: Tabii, tabii... Ben bu arada size kendi hakkımda ve nasıl beslendiğim, nasıl yaşadığım hakkında kısa bir özet geçiiim....
Uzm: (içinden;) Yahu bir dur be güzel kardeşim... Zaten gerekli olan her soru formda var...Gereksiz detaylarla niye benim ömründen çalıyorsun...offf, offff...(dışından kibarca;) Gerekli tüm bilgileriniz form da var zaten, ben bir göz gezdireyim, detay isteyeceğim yerler olacak zaten....
Hasta: Hmm peki....Ama oraya yazmadım, 4 ay önce boşandım ben.... Eee tabii yeme düzenim falan çok değişti.... Daha çok içki içiyorum falan....(yılışıkça sırıtarak;) Gece hayatı tabii malum...hehehe...
Uzm: (içinden;) Yaw bana niye sırnaşıyosun be adam!!! Hadi profesyonel bir ortamda olduğumuzu unuttun..... Pekii 1 dakika önce "beni bu göbekten kurtarın noolurr" dedini de mi unuttun...?? ne kadar karşı konulmaz bir cümle di mi? fesübhanallah...!!!
Hasta: Siz evlimisiniz?
Uzm: (duymamazlıktan gelerek) Bazen sigara içiyorum diye yazmışsınız... Günde kaç tane olduğunu yazmamışsınız?
Hasta: Yani aslında bu da gece hayatıma bağlı... Dışarı çıkmazsam içmem, eğer çıkarsam yarım paketi bile bulabilir... Malum havama bağlı (sinir, sinir gülerek;) hehehe... Siz gece dışarı çıkıyormusunuz, nerelere gidiyorsunuz?
Uzm: (içinden;) Hıı gece hayatı.... Sanki bilmiyoruz boşanma sonrası adamların gece hayatının nasıl oldunu.... Ahanda en uzak durulasıya, en hızla kaçılasıya gruba mensup kimse... Loser, güvensiz, histerik, abartılı, depresif ve logore bknz; medikalce geveze... (hastaya dönerek;) Lütfen izin verin randevunuzu sizin sorununuzu çözmek için değerlendirelim, benimle ilgili soru sormazsanız, bu daha mümkün... Soruları ben sorarsam daha doğru olacak, Kuntay Bey, hehehe.....
Hasta: (bozularak ama hiç bozulmamış gibi yaparak;) Tabii tabii... Zaten söyledilerdi sizin çok sert olduğunuzu....
Uzm: (içinden;) Evet çok sertim adam yiyorum ben!!! (dışından bu sefer;) Karaciğer enzimleriniz aşırı yükselmiş... Gastroentroloğunuz da söylemiştir, bir süre alkolü bırakmanız gerekli....
Hasta: Aaaa... Beni bütün gün aç bırakın ama içkimi almayın... Yanlış anlamayın bağımlı falan değilim ama zorla almışım bekarlığımı zaten, şimdi de siz geri almayın, hehehe!!!
Uzm: (içinden;) İşteee en sevdiğim diğer cümleler geliyor şimdi de kulağıma... Bütün gün yemeyeyim ama içki içeyim, aç bırakın ama her gün bir kez tatlı verin bana... Allaam sanki kurban pazarlığı yapıyoruz burdaa...Ayyyy ateş basıo gene bak.... tööbe tööbee....(dışından bu sefer, kibar, mesafeli ve yumuşacık bir sesle;) İlk iki hafta, deneme süresi Kuntay Bey... Buna performans diyeti ve uyum süresi diyoruz... Daha ilk iki haftayı bile önerdiğim şekilde geçiremez ve performans gösteremezseniz, ben sizi takip etmeyi kabul etmiyecem zaten... Başka bir uzman arkadaşa yönlendirecem... Yani özetle; bu işe emek verip, beni gerçekten zayıflamak istediğinize ikna edemezseniz, prensip icabı ben sizi kabul edemiyeceğim... (kocaman gülerek;) Pazarlık yok yani daha gelir gelmez....
Hasta: Vayy doğruymuş demek ki, demişlerdi de inanmamıştım.... Sisteminize saygı duyuyorum tabii ve şimdi acayipte hırslandım zaten, görün bakın 5 kilo verip gelecem...(en itici şekilde gülmeyi başararak;) Ama bir satışçı olarak söylemeden edemiyeceğim; yanlış bir pazarlama politikası bu....
Uzm: (içinden;) Şimdi herşey yerine oturdu, ancak bir satışçı bu kadar alerjik olabilir tabii ki de... (bu sefer dışından, gayet rahat bir şekilde;) Bu bir satış ve pazarlama taktiği değil zaten Kuntay Bey....(gülümseyerek;) İş ahlakı ve idealistlik...Seçme hakkı... (daha da pis gülerek;) Zaten satış politikası da bizde randevu yoğunluğuyla belirleniyor.... Fakat her türlü eleştiri ve önerilerinizi lütfen halka ilişkiler bölümümüze belirtin... Asistanım randevunuzla alakalı ilgilenecek sizinle.... (kocaman gülümseyerek;) Umarım iyi geçer....
Hasta: Bakın görün, en iyi hastanız olacam sizin... İzİn vermezseniz zayıflayana kadar içki içmiyeceğim..... (kendince çapkın çapkın gülerek;) Hedefi tutturunca belki beraber bir iki kadeh bişeyler içeriz.... İyi günler... 
Uzm: (içinden;) Bu satışçılar ortamda satacak hiç bir şey bulamazsa kendini satmaya çalışıyor ya, yuhh diyorum başka da birşey demiyorum... (dışından;) Size de iyi günler....

1.NOT: Kuntay Bey yola geldi,12kg verdi... Bana kendince!!! çapkın çapkın gülmeye devam etti ama benden tek bir yanıt aldı: "Göbeğinizden kurtardım sizi, artık gelmenize gerek yok......:)))))!!!!"
2.NOT: Kullanılan tüm isimler hayal ürünüdür...
3.NOT: Dahası?? Bilmem, tadında kalsın sanki...:))

the y.a.s.e











10 Aralık 2009 Perşembe

şişmanım, şişmansın, şişman...(1)

"..... Şişmanlamak çok kolay yaa, zayıflamak ne kadar zor"...
"...Su içsem yarıyo valla, durdu mu nedir benim metabolizmam...?"
".....Bu mübareğe de rabbim bir iştah vermiş ki bazen fil yesem doymiyacakmışım gibi geliyor, elimde değil...:))"

Diyet yapmanın tüm detaylarını, zorluklarını, inceliklerini vs. vs. birçok insandan çok daha fazla biliyorum.... Nedense insanlar konu zayıflamaya geldiği zaman sihirli bir değnek yada mucizevi birşey olsun istiyorlar... Ne yazık ki tıp henüz bu kadar ilerlemedi...:)))) Ben kendim, mucizeyi bulan ilk uzman olmak istiyorum hep içten içe...:) ama henüz ben de pek muvaffak olamadım:((((

İnsanların, nasıl beslenecekleri, neyi yiyecekleri, neyi yemiyecekleri, neyi az yiyecekleri, ne kadar yiyecekleri, nasıl bir düzende yiyecekleri, egzersiz yapmanın gerekliliği, iradelerini nasıl geliştirecekleri, yemek yemenin psikolojik yansımaları gibi, normal kilolu olmanın gerçeklerine ikna olmaya karşı, inanılmaz bir defansları var... Bilerek veya bilmeyerek... Kendileri zayıflamak isteseler de, sağlıklarını kaybedip, kilo verme zorunluluğu artık kaçınılmaz hale gelse de savunmaya geçiyorlar.... Savunmaya geçtiklerinde de; hem yapılması gerekenleri algılamamaya, hem de çılgınca bahaneler bulmaya başlıyorlar....:)))


***Hareket etmekte zorluk çekecek seviyede şişman bir erkek hasta için yaklaşık 3000 kcallik oldukça yüksek kalorili bir diyeti anlatıp bitirdikten hemen sonra;

Uzm: Sormak istediğiniz her hangi birşey var mı?
Hasta: hmm.... (baştan sona inceledikten sonra..) Pekiii, ben bu yazdıklarınızı hangi öğünden sonra yicem?
Uzm: Hahaha...:))(yapmacık, ufak bir gülücük, şaka yaptığını sanarak..) Orda yiyeceğiniz tüm öğünler yazılı...
Hasta: Nası yani? Bu kadar mı? Yapmayın lütfen, benim dişimin kovuna kaçmaz bunlar... Aç kalırım.....
Uzm: Dişlerinizin kovuğunu biraz küçültüceğiz Sarp Bey...:)) hehehehe....:) ....başka türlü kilo vermeniz pek mümkün görünmüyor....Sabırlı olun, yavaş yavaş alışacaksınız.... Bir anda olmaz zaten ....
Hasta: Yani bu durumda ben lahmacun yemiyorum?
Kızarkadaş: Yok artık, pes... sorduğun soruya bak!!!
Uzm: Evet...
Hasta: Peki kokoreç, dürüm, sucuk falan et yerine geçer mi?
Kızarkadaş: İnanmıorum sana ya, neler soruyorsun hala, öleceksin yemekten en sonunda...
Hasta: Ben bunları yemezsem ölürüm esas, hep senin yüzünden zaten... Sürükledin beni buralara, her bişey çıktı.... Bilmesem hala rahat rahat yiyor olurdum şimdi....
Kızarkadaş: Tebrik ederim Sarp, hayran oldum bilincine....Bravo!!!
Uzm: :)))) Az önce bunları yiyemiyeceğinizi söledim zaten....Sakin olun, bir başlayın önce bakalım...
Kızarkadaş: Sessizliğin içinden bir anda koparak; Bana teşekkür edeceğin yerde, neler sölüosun....Bıraksaydım da bir gece uykunda tıkanıp ölseydin daha mı iyiydi?? sonrasında bana dönerek; nası horluyo geceleri, başka odaya gitmek bile çözüm olmuyo!!!!
Hasta: Hiç birşey sölemeden kızarkadaşa delici bir bakış attıktan sonra; Rakı da yok?
Uzm: Evet Sarp Bey, yok...!(içinden; fesubhanallaaa) Yiyebileceklerinizi-içebileceklerinizi yazdım zaten, yazmadıklarım toptan yiyemiyecekleriniz....:)))
Hasta: Ulan Gizem, hep sen açtın bunları başıma ...(Gizem zorla check-up'a getiren kızarkadaş.... check-up sonrası benim elime düştü...:) Neyse, biz sizin kıymetli vaktinizi daha fazla almayalım, 2 hafta sonra görüşmek üzere....İyi günler, hehehehe:))(bir yapmacık gülüşte hastadan..)
Uzm: Sizede...

***Kolesterolü, şekeri, tansiyonu, karaciğer yağlanması olan gayet şişman bir sosyetik hanım ama hiçbirisini kabul etmiyor, yaşı da dahil olmak üzere....

Uzm: Kan tahlilleriniz oldukça ciddi bir şekilde kilo vermeniz gerektiğini söylüyor zaten, ama ben de bir kez daha tekrar edim....:))
Hasta: Ya inanamıyorum böyle olduğuna... İnanın canım, ben hiçbir şey yemiyorum... Siz bile benim yediklerimden daha fazla yiyorsunuzdur....
Uzm: (içinden tabii; ) "kimin ne kadar yediği ortada, zaten bana da "canım" dedin tek seferde 2 ofsayt" (bu sefer dışından;) "yine tahlillerinizden de anlaşılıyor ki; yemeden kilo alacak bir probleminiz yok... Medikal olarakta yemeden kilo almanız olanaksız...
Hastanın kızı: Yani anne insaf diyorum sana... Sen mi az yiyorsun? Ayol bir uykunda yemiyorsun desem yeridir... Susim karışmayim dedim ama dayanamadım Y Hanım... Sürekli aynı hikaye, wala yemedim, billa yemedim.... Nerden geliyor bu kilolar o zaman annecim?
Hasta: Aaaa terbiyesize bak, ben size herşeyi verdim birtek terbiye veremedim... Yiyorsam sanki senin lokmanı yiyorum... Yiyorsam da yerim sanane.... .çık çık çık.... Sus sen karışma!!! Ben de keyfimden burda dilim.... Yardım istiyoruz işte uzmanından.... Ya sabır rabbim!!!
Uzm: Doğru... Ben de yardımcı olmak için burdayım... Ama nolur kendi aranızda tartışmaya girmeyin, tartışacak bir durum yok, herşey ortada!!!
Kilo aldırdığını bildiğiniz halde, tükettiğiniz yiyecekler nedir diye soruyor formda, boş bırakmışsınız.... Hiç bir şey yok mu?
Hasta: Şekerim vallahi yok.... Zaten benim o kadar çok ödemim oluyor ki, bak şu anda da nasıl şişim.... Neden şişiyor olabilirim sizce???
Uzm: (içinden tabii yine;) şekerim de dedin, bu artık kırmızı kart alır...oyundan dışarı esasen!!!!
Hastanın kızı: Hay allahım bilmesem inancam, hahahha:)))) Sinirlerim bozuldu valla, pardon:)))) Ödemi varmışta, şişmişte.... ey yüce rabbim!!!! .....30kilo şişilir mi, alla aşkına anne???? ....hafta 8gün 9 hastanedeyiz... Yok tansiyonun fırlar, yok şekerin zıplar... Aaaa yeter ama kabul et artık yediklerine dikkat etmediğini.... Daha dün 2 tabak sarma yemedin mi? 3.'yü doldururken mutfakta yakalayıp zorla almış Yetiş elinden .... Y Hanım sizi de yanıltıyor şimdi...
-önemli not: Yetiş, herşeye yetişen ve hatta her seferinde hastaneye de yetiştiren yatılı hizmetçisi sosyete hasta hanımın...
Hasta: Bak şimdi, o Yetişte adı gibi her naneyi yetiştirir oldu sana!!! Kızım sarmadan nolcak yahu? Bir damla yağ koymadım ben onun içine... Sanki bilmiyor Yetiş yağsız olduğunu....
Hasta: Annecim, niye tansiyonun 16ya fırladı o zaman... Niye geldik hastaneye, niye dün akşamdan beri burdayız?
Hasta: Ayol ben dün konkende çok ütüzdüm, ondan....asabi tansiyon benimki... Zaten ondan o kadar yedim, hırsımdan.....
Hastanın kızı: Aaaa tabii, bizde yok yok Y Hanım.... Siz şimdi tabii, yürüyüş falan da önereceksiniz... fakat konken masasından kalkıpta su bile almaz kendisi, bırakın yürümeyi.... Zavallı Yetiş, onu da yıldırdı....
Uzm: (içinden;) "Anaaam hikayeye bak, film olur!!!" (bu sefer dışından;) Neyse önce bir taburcu olun bakalım... Asistanım sizi telefonla arayıp yarın için poliklinik randevusu verecek...detaylıca anlatacak herşeyi.... (kızına dönüp;) Yanlış anlamayın ama siz gelmeyin lütfen, fakat kartımı size versin asistanım, gözlemlediklerinizi telefonda benimle paylaşın... Bu şekilde bir yardımım dokunmaz...
Hasta: Al bak herkes anlıyor senin çaçaronluğunu.... Ben bilmem mi o Yetiş'e yapacağımı... Nankör!!! Siz görün siiiiiz, inadınıza manken gibi olmazsam ben de!!!
Uzm: Hayır efendim, ne münasebet... Ben kızınızla iletişimde olmanın bana çok yardımı olacağını düşünüyorum fakat sizinle aynı ortamda değil.... Zarif kızına dönerek; siz müdehale ettikçe, ben etkili olamam.... Lutfen bu konuda söz sahibi tek kişi ben oliim...doğru aktarabildim umarım...
Hastanın kızı: Tabii tabii, endişeniz olmasın... Çok iyi anlıyorum.... Kafanızı şişirdik, kusura bakmayın...
Uzm: Rica ederim, geçmiş olsun.. Hastaya dönüp; sizinle de yarın görüşmek üzere.....

--*--*Kullanılan tüm isimler hayal ürünüdür.... Devamı var! az az, dozz dozz gelecek:)))))



the y.a.s.e.

7 Aralık 2009 Pazartesi

nergis zamanı

Sabah işe gelirken baktım ki köşedeki çingene kız, doluşturmuş saksıya nergisleri, bütün sokak mis gibi kokuyor... Her yıl beklerim nergislerin çıkmasını.... En sevdiğim, en temiz kokulusudur çiçeklerin benim için...

Dupduru görünür; canlı ama saf, renkli ama sade... Kokusu hem çok şatafatlıdır hem de bir o kadar doğaldır... Nergis mevsimi geldimi, şansım dönmüş demektir... Yeni bir başlangıç, huzur demektir... Dertler bitmiş demektir, bir süreliğine... Çocukluğumu hatırlatır bana, bir de çok güzel bir kızla, dünyanın en masum, erkek çocuğunu hatırlatır... Çocukluğumun en iyi arkadaşları gelir aklıma... İçim sızlar, sonra sıcacık olur tekrardan... İlk aldığım demeti kendim için, ikincisini onlar için alırım... Buketi tutar tutmaz, ilk çocukluğum için koklarım... Kocaman bir nefes çekerim içime...

Dünyanın en komik dörtlüsüydük biraradayken... Hem çok eğlenirdik, hem çok tepinirdirdik beraberken... Karanlık saklambacı, en favori oyunumuzdu... En çok onu oynardık evdeyken... Tüm ışıklar kapatılır, hakiki karanlık... Ebe oldun mu birkez, bul bulabilirsen saklananları da kurtul ebelikten mümkünse...:))))Bir keresinde 2 saat ebe kaldığımı hatırlıyorum... 6 yaşındaydım daha, sinirlerim bozuldu en sonunda, eziklikten ağlamaya başladım... Annemler dahil herkes gülmekten bayıldı benim halime...:)))) Birtek abim gülmedi, aksine çok acaip sinirlendi ağlıyorum diye... "Mızmızlanma, her oyunda ağlıyosun böle, rezil ediyosun beni!" dedi... Susmuşum... Çocukken çok önemliydi onun gözüne girmek ne pahasına olursa olsun...:))) Sonra her zaman ki gibi Berk koştu yardımıma... Ondan sonra ki tur, bilerek ebelendi de, bende bir iki kez saklanabildim:))))

Bige, Onur'dan 1 yaş büyük, Onur da benle badim Berk'ten 2yaş büyük... Bende Berk'ten 20 gün büyüğüm... Biz çok iyi arkadaştık, hatta yapışıktık... Bigeyle Onur da çok iyi arkadaştı ama aralarında inanılmaz bir rekabet vardı... Bu rekabeti de bizim üstümüzden savaştırırlardı... Benle Berk'in... Yani; küçük kardeşlerin...

Üllöz, minicik, kupkuru bir çocuktum ben...:))) Berk'te pehlivan gibiydi....:))) yani; kodumu oturtur kıvamında...:))) İkimizde çok munis çocuklardık... Ama büyükler.... Tabir yerindeyse ikisi de birbirinden fırlamaydı... Nasıl doğdu bu oyun, yaratıcısı kimdi hiç bir zaman dile dökülmedi ama "kardeş çarpıştırmaca" en popüler ikinci oyunumuzdu!!! Her ne kadar benim olmasa da...:((
Oyun şu şekilde oynanıyor; 2 büyük kardeş, küçük kardeşlerle yüzyüze dönük durur ve tırnakları birbirlerinin avuçlarının içine geçecek şekilde elele tutuşur.... Küçük kardeş, geriye doğru büyük kardeş tarafından savrulur ve allah ne verdiyse tüm gücüyle aynı hareketi yapan diğer büyük kardeşin küçük kardeşine, çarpılır.... Bu çarpışmalar, küçük kardeşlerden birisi ağlayıncaya kadar devam eder... "Dur, yapma, yeter!" ile bitmez yani... Ağlayan küçük kardeş ve büyüğü kaybeder... Oyun karşı takımın galibiyetiyle son bulur... Yani; kimin canı daha çok yanar, "yandım anam, yetti gayrı!" diye cayar ve ağlamaya başlarsa kaybetti....Takım olduğumuza göre büyük kardeşte kaybeder tabii... Canımın yandığı yetmezmiş gibi, bir de ağlıyorum diye deli abim tarafından sözlü olarak tartaklanırdım...:)) Şimdiii; tüm çocukluğumuz boyunca, benim ağlamam ile sonuçlanan bu oyunla ilgili kendimi aklamak istiyorum... Beni hem öküz gücü olan abim, savurup çarpıyor, hem de yine gücü kuvveti yerinde başka bir erkek çocuğuna çarpılıyorum...!!!:))) Baştan sona siklet adaletsizliği, mızmızlıkla alakası yok, ayrıca gerçekten kanımın son damlasına kadar savaşırdım ben:)))

Oyun bitimlerinde "nası da yendik" diye, Bige Onur'u iyice kudurtur, Berk'te yanıma gelir beni teselli ederdi: "aalama yassor..:(( ....bi daaa oynamayalım bu oyunu, ben senin canını yakmayı hiç istemiyorum....:((( " Canım benim, ne kadar özlüyorum çocukluğumuzu, paylaştığımız herşeyi... Her seferinde çaresiz yine oynardık, sadist oyun; kardeş çarpıştırmacayı.... Büyük kardeşlerin karşı konulmaz üstünlüğü!!!

Anne-babalara ispiyonlamak söz konusu değil... O zaman gruptan süresiz ihraca mahkum edilirsin ki, dayanılmaz bir acıdır bu bir çocuk için... Annemler bu oyunu duyduklarında artık hepimiz kocamandık... Ne kadar gülmüştük o gün hep beraber, ma aaile...

Yine soğuk ama güneşli bir kış günüydü... Kahvaltı etmiştik hep beraber asmanın altında... Bahçedeydik, masada nergisler... Yine nergis zamanıydı... Her yanı mis gibi nergis kokusu almıştı....


the y.a.s.e.

4 Aralık 2009 Cuma

...a.ş.k.

"....sevgilimden ayrildiğimdan beri salondaki kanepede yatıyorum..." diye anlattı eşcinsel bir arkadaşım.... eşcinsellerin aşkını, önceleri ezber bozucu, akıl karıştırıcı, iç gıcıklayıcı buluyordum itiraf ediyorum... sonradan yakından şahit oldukça ve önyargısız düşündükçe, gerçek aşkın ta kendisi olduğunu gözlerimle gördüm... çaresizce kabullendim, inandım....

.... aşkı aşk yapan tüm duygular homoseksüalitenin ağında sıkışmış vaziyette.... platonik aşklar, uzun bekleyişler, sabır, gözü açık sayısız hayal kurmalar, tanışmaya çalışmalar, konuşabilmek için sonsuz uğraşlar, flörtöz bakışmalar, emek, tekeşlilik, onsuz yapamamalar..... bunların hiçbirisi biz heteroseksüellerin yanına bile yaklaşamadığı duygular artık, bırakın yaşamayı... !!! iki, üç hafta yaşayanlar vardır belki bu duyguları, onları da ben kale almıyorum.... yanılsama, şartlanma bütün bu kısa süreli duygu yoğunlukları ....

.... duygu gittikçe azalmaz benim inandığıma göre... aksine hissettikçe çoğalır, çoğaldıkça sarar insanı, dağ gibi büyüyüp, ateş gibi kalbini yakar... birbirine dokunurken aşıklar, dokunuşlar aklını başından alır... seks değil, aşk yaparlar sevişirken... alev alev, hiç bitmesin diye yakarırlar içlerinden...

.....homoseksüeller böyle yaşıyor işte, aşkı.... görüntüsü bizden farksız, hissiyatı farklı... gerçekten kaptırıyorlar kendilerini aşka, tamamen bırakıyorlar, teslim oluyorlar... onların aşk gezegeninde, hırs yok, gurur yok, kibir yok, gösteriş, yapmacıklık, menfaat yok, sınıf atlama yok!!! birbirlerinin ne iş yaptığı, ne kadar para kazandığı yok... dışardan nasıl görünüyorlar, o-bu ne dedi, kim daha güçlü savaşı yok.... !!!!!
.....şefkat var, herkese meydan okuma, aidiyet var, sadakat, bağlılık var, her koşulda beraberlik var, aşk var.... gerçek aşk... taa ki; o kalplerini kor kor yakan aşk, sönünceye kadar....

.....bende sevgilimden ayrıldığımdan beri salondaki kanepede yatıyorum aslında... onsuzluğa çoktan alıştımda, yalnızlığa alışamadım.... ne zaman yalnız olmamaya alıştım, hatırlayamadım.... üzüntüm sinire, sinirim hırsa, hırsım hissiyatsızlığa kavuştu bile... arkadaşım, çektiği acı ile yüzleşirken, bende yaşadığımın ne kadar yalan olduğu ile yüzleştim.... ayrılmak değil ama inanmadıklarımın içinde kaybolmak üzdü beni... yalanların dolanların içinden sıyrılamayışım, ruhumu saklayışım, sıktı canımı... hemde çok... o hüngür hüngür ağladı omuzumda....bende sadece kıskanarak oturdum yanında.... aşk acısı çekiyordu...
üzücü ama, % 100 gerçek aşk acısı.... hayatta doğru düzgün hiçbir şeyi kıskanmayan ben, tuttum adamın acısını kıskandım.... sonra da kendime acıdım...

.....hani aşktı insanın evrende tek aradığı... hani herşey araçtı da, birtek o amaçtı... aşktı insanın asıl aşı, tek telaşı... ruhun ilacıydı hani aşk... hasretti, hayaldi, istekti, beklemekti, görmemekti, bilmemekti.... ben bunlara inanıyordum hep.... noldu da ben vazgeçtim aşkı aramaktan?... niye teslim oldum...? .....ne zamandı acaba beklemekten vazgeçtim de, kendi kendime ihanet ettim....?

.... farketti benim orda olduğumu ama aslında olmadığımı.... sustu biran... gözlerini sildi; "üzülme" dedi.... "ben sıramı savdım diye üzülüyorum, sen de sıranı bekliyorsun diye sevin, ümitsizliğe kapılma sakın... aşkın tek sevdiği umut, tek çekincesi komuttur.... " dedi.



the y.a.s.e.

2 Aralık 2009 Çarşamba

miş miş, muş muş...

.......evvel zaman içinde kalbur saman içinde bir adam varmış... heybetli, büyükçe, hatta kocaman bir adammış... gün olmuş aşık olmuş, ya da aşığım sanmış....olmamış, yapamamış, ayrılmış... günlerden yakın bir gün tekrardan aşık olmuş... ya da aşık oldum sanmış.... yine olmamış, ayrılmış.... hemen ayrılık sonrasına denk gelen günlerden bir gün yine aşık olmuş... ya da çok aşık oldum sanmış... ama yine olmamış...hepte yanlış ilişkiler bu adamı bulurmuş.... bu kadar şanssızlık olurmuymuş... bu adamın zaten işi hiç rast gitmezmiş... hep yanlış kadınlarla karşılaşırmış... zaten çocukken annesi ile babası da ayrılmışmış... bu sebeple 40 yaşında bile her türlü aptallık derecesinde hata yapabilme hakkı varmışmış...zaten kader ona hiç gülmemişmiş...


......şimdi bu kısmetsiz adam baş kahramanımız olsunmuş... birde senaryoya filmin diğer karakterlerini ekledikmiydi herşey tastamam olur... filmin diğer karakterleri; kadın, tahmin edebileceğiniz gibi...3 ayri kadin.... birisi "ex wife", ikincisi "x sevgili" ve diğeri "the last x sevgili"...

......şimdi bu adam boşandıktan sonra,( tabii ki karisina da diğer kadınlara duyduğu gibi eşsiz, biricik, tanımsız bir aşk ile bağlıymışmış... hiçbir zaman, "olurda bu kadin gün gelir artık benim deliliklerime dayanamaz, beni kapının önüne koyar, iyisi mi hazır işler sarpa sarmışken ben B planımı hazırda tutayım" demezmişmiş) birinci x sevgilisine aşık olmuşmuş... daha tazecik boşanmasına rağmen doğru kızı bulduğuna ikna olmuş ve hiç ürkmeden, korkmadan yeniden evlenmek istemişmiş... kız istememiş, garip bulmuş... "git dolaş, eğlen, hayatı tat, sonra zaten birini bulur evlenirsin" demiş... ama adam haşaa!!!! hakaret kabul etmişmiş bunu, olur muymuşmuş?, yoksa kızın gözü başkalarında mıymışmış?, aradığını bulmuşmuş, yolun sonu buymuşmuş...


......kız yememiş bu numaraları tabii....ama adam elini çabuk tutmuşmuş, oyunu doğru oynamaya çalışmışmış... kızın annesiyle tanışmışmış, zorla.....kızın ailesi koca adamı istememiş......burdan umduğunu bulamayan koca adam, kendi annesiyle tanıştırmışmış bu sefer kızı.... yine zorla....bu da pek sonuç vermemiş, yetmemiş .... mücevherlere başlamışmış.... kıza pırlanta bi kolye almışmış...3 taşlı, büyükten küçüğe sıralı.... kolyeyi takarken kızın zarif boynuna; "bunun yüzüğünü parmağına takma şerefini bana ne zaman vereceksin?" demişmiş.... kız sessiz kalmış... zaten aralarında biraz da yol varmış...geçici bir süre içinmiş bu yol ama...yine de bunu fırsat bilerek koca adam, zaten C planına geçmişmiş...bu sırada the last x sevgilisine çalışmaya başlamışmış...


....the last x sevgili, biraz yaman çıkmış... Baştan anlamış bir anormallik olduğunu.... amma velakin, kadın yüreği işte bir şans vermiş... ama olmamış, yürümemiş... tamam demiş kız... itmeye, kakmaya gerek yok, olmuyorsa olmuo... ayrılmış... koca adamın aşkı! iyice pekişmiş bu kesin tavır karşısında... başlamış ısrarlara, sayısız aramalara... olmazmışmış, onsuz yapamazmışmış.... aşkı bulmuşmuş... yürüyüp gitmesine göz yumamazmışmış.... 40 yaşında aşık olmak inanılmaz bir mucizeymişmiş... öyle demiş, böyle demiş kızı bildiğinden caydırmış, ikna etmeyi başarmış.... hiç eksik olmamış kavga hayatlarından... ama her ne olursa olsun, koca adamın en iyi bildiği şey özür dilemekmiş.... hep ikna etmiş kadını, canlı tutmuş aşkını... ama olmadı mı yürümeyen eşşek yürümezmiş... birgün gelmiş ne olduysa, ikna edememiş, kandıramamış the last x son sevgiliyi... napim napim diye düşünmüşmüş.... eski defterlerini karıştırmaya karar vermişmiş.... başlamış diğer x'lerini aramaya....


.....akılsız ex wife atlamış zaten direk....başlamış çalışmaya, ufak ufak tekrarlara geçmek için yalanmaya... akıllı x sevgili, almış bunu ablukaya... bu meşhur büyükten küçüğe sıralı taşlı kolyeyi görmüş the last x sevgilinin boynunda... bu arada koca adam, the last x sevgiliyi de koymamış bir kenera... nolur nolmaz devam etmiş ona da yazmaya... x sevgililerin çifti de pek akılllı çıkmış, birleştirmişler parçaları, bulmuşlar zatlarını... tanışmışlar, oturmuşlar konuşmuşlar, anlamışlar bir delinin elinde maymun olduklarını.... meğer aynı laflarla takmış, aynı hediyeleri zarif boyunlarına koca adam... üzülmüş ikisi de ama sonra komik gelmiş olanlar üzücü olduğundan daha çok...


...... koca adam tüm bu olanlara doymamışmış.... daha da karışıklık aramışmış... yalanlara başlamışmış....birine birini, diğerine ötekini anlatmışmış... tabiki atmışmış....sevgililerin ikisi de dediklerinin bir tekine inanmamış.... sıra kolyeye gelince tutturmuşmuş koca adam... farklı kolyelermişmiş onlar... iki tane almışmış... aynı kolyeyi takmamışmış... iki x sevgili kadın anlamış... koca adam hastaymış... ikisi de koca adamı fırlatmış.... koca adam napsın....? başlamış kendinden medet uman zavallı ex wife'a sığınmaya... sığınmış, sığınmış ama bi türlü sığamamış... hala sığmaya çalışırmışmış....onlar ermiş muradına biz çıkalım kerevetineymişmiş.....

.......gökten 3 elma düşmüş... 3ü de adamın kafasına.... birini saklamış, yemiş olmamış..... ötekini soymuş yemiş olmamış... diğerini sıkmış yemiş olmamış.... en son kalan posaları yemiş, o da sıkıntı yapmış... ama olsun öyle yada böyle layığını almış.... !!!



the y.a.s.e.

1 Aralık 2009 Salı

minik kadın

....minik bir kadın var hayatımda...

güzel elleri var, sanatçı gibi... ama ne resim çizebilir, ne de piyano çalabilir... sanki kusursuzca bunları yaparmış gibi görünür kalem parmakları... kalem tutar, o kalem gibi parmaklar... şahane yemek yapar... eğer sayılırsa sanattan, tablo gibidir yemekleri... şefkatle sever o elleri beni ve en az benim kadar kıymetli diğer yüzlerce bebesini....

....boyu küçük, kalbi büyüktür... "yerin altinda benim diğer yarım!", der... yani boyu da uzunmuş aslında...:))) kocaman gözleri var, ışıl ışıl... bir de kocaman gülümsemesi... hem bilir öğretir, hem dinler öğrenir bir aklı var... iyi huyludur, niyeti gibi... insanın aklından kötü söz geçmez, ağzından kötü laf dökülmez olur mu? geçmez de, dökülmez de onun... "gülmek kadar insana iyi gelen şey yoktur" der hep beni güldürürken..."terapilerin en hası gülmek, iyiliğin tek tanımı güldürmektir" der...

....herşeyi sever, olduğu gibi kabullenerek... kabullenemiyorsa hor görmez, hoyrat davranmaz, ezmez.... uzak tutar kendinden usulünce, üzmeden, kırmadan.... çocukları da büyük insan gibi sayar... alır karşısına, konuşur, hal hatır sorar... karşılık beklemez hiçbir şey için..."sevgiyle yaptım" der, "isteyerek", "lafına bile gerek yok luzümsuz teşekkürlerin" der... hissettirir seni sevdiğini iliklerine kadar... gurur duyduğunu da söyler, yanlış bulduğunu da... doğru sözcük seçer uyarırken.... hoş sohbeti, neşesi, huzuru ile belli etmeden... ve komiktir, hem de çok komik... şahane taklitçidir... hayata alaycı, dalgacıdır... şarap sever... çakır keyif olup, kahkaların etrafa sinmesini sever...

...belki her konuda tecrübeli değildir ama çok iyi bir dinleyicidir... seni düşünmeye zorlar sükunetiyle, doğruyu bulmaya zorlar... kendini en az üzmeye zorlar sebep ne olursa olsun.... kibirli değildir ama beğenir kendini, tam görmez fakat...bilmek ister eksiklerini, düzeltmek.... tam olmak için değil, hatalarını eksiltmek için... her yeni güne başlarken sabırla, candan, mutlulukla başlar... arar, sadece iyi günler dilemek, seni seviyorum demek için... birşey istemek için değil...içten sorar "nasılsın, iyi misin, birşey ister misin?" diye...

.....sitem nedir bilmez... sevmez de... "kalpler bir olsun" der, "gerisi hikaye..." sever okumayı, fikir sahibi olmayı...mümkün olan herşeyi okur... şiir sever, güzel bir müzik... tiyatro sever birde, hem de çok sever... sanat icra edemez belki ama sanatı sever, teşvik eder... hiçbir zaman naz etmez... tersine naz çeker, nazlandırır, şımartır... kullandırmaz kendini lakin, saftır ama çokta akıllıdır...

...hassastır... kadın gibi; yumuşacık, naif, zarif, narindir... aşıktır o gür sesli, uzun adama, hala itinayla...

...miniciktir, biricik, bitaneciktir, evimizin komiği, kalbimin-aklımın tek modelidir..."diil 30, 60 yasına da gelsen, benim mis kokulu, biricik, minicik bebeimsin" diyen annemdir....



the y.a.s.e

24 Kasım 2009 Salı

sahil muhabbetleri:) 1

…..saat sabah 6 suları…ayagımda r.bladeler, üstümde “tamam kabul ediorum” uzunluğu diz altı ile bilek arasında bi yerlerde garip bi şort, kulagımda i-pod….hava gece gibi karanlık…ama sahilde koşmaya, yürümeye gelmiş başka insanlar da var…ben tek dilim yani…kendi halimde kayıyorum işte…Biraz kaydıktan sonra, saati örenmek için bi adamın yanına yaklaştım….üstünde dalgıç kıyafeti ama balık tutacakmış gibi misina ile ağları birbirinden ayırmaya çalışıoo…(tabii ki bu detayları sonradan fark ediorum….)


Yase: pardon, gunaydın saatiniz kaç acaba….(bu arada fonda ezan sesi)

Adam: gunaydın yawrum (sanmayın ki adam geçkince, pis pis sırıtarak cvp verio deyuz, anca 45 yasında)

Yase: “tekrardan”; saati örenebilir miydim? (içinden, ulan gene çattım arızanın tekine!!!)

Adam: örenebilirsin dabii….ezan okunuo bakh duymuo musun?

Yase: “içinden tabii” ulan yase, bi sefer de tak şu saatini koluna,” ben ne bilim ezan saatini….sanki her sabah namaza kalkıorum …alla alla…..

Adam: yabancımısın sen?

Yase: “gene içinden tabii”; adama bak be, ayak üstü bide Müslümanlımı test etti, deerlendirdi, manyak mıdır nedir??

Adam: saatim yok ama ezan okunuo işte, nerden baksan 4bucuk 5 vardır…

Yase: “içinden halaaa”, her sbh namaza kalkmam ama , spora kalkarım, bu ezan 6 bucua doru okunuodu….”bu sefer dışından”, amma yaptın “amca” sende!!!! 4ü beşi mi kaldı be saatin..sende yabancısın galiba….(sinir sinir kıkırdayarak)

Adam: Pis pis sırıtarak yine; …:” Napacan saati, bunlar saatle mi kayılıoo???

Yase: …alla alla….”yok, arkadaşımı bekliorum (nie açıklıosam bende ezik ezik!!!)..neyse saatinizde yokmus madem…hadi size ii sabahlar …

Adam: bi dakka , bi dakka…

Yase: buyurun… (bende tam salak kadınlar gibi hala kibarlıgımla adama mesafe koymaya calışıorum)

Adam: hanım kız (“amca diiince, ezan mezan da muhabbete karışınca; yawrum, guzel kız, hitaplarından vazgeçti….. hizaya geldiii eşşoo….su!!!) sen nie bunlarla yürüyon? Yani neden bu dekerlerin üstünde gidiyon?? ..yine pis pis sırıtarak…

Yase: “içinden” sanane ulan sapık dalgıç, balık adam her ne b..ksan…sa-na-neee!!! bi saati sorduk içimizi şişirdin….”dışından bu sefer”, neyse amca bana müsaade arkadasım gelmiştir, gecikmeim ben….hıhı (gülümseyerek kibar kibar…uzaklasıorum…bende de bi embesillik var, uza git ne acıklıon her naneyi!!!tutulurum ben böle anlarda, bırakıp gidemem..adam bes belli deli işteee)……neyse sonra kaydım maydım…artık arabaya dönerken bu deli çevirdi gene beni,

Adam: gelmedi mi arkadaşın, teksin gene….

Yase: geldiii, geldii..geldi de gitti o….(hala açıklıorm, adam deli meli de, bende has salağım… )

Adam: geldi mii, ben nie görmedim..?? yarında gelecen mi?

Yase: sen sabır ver allahım….yokkh gelmem artık, dönuorum yarın ben, buralı dilimmm yaa….ii gunler hadi….

Adam: sana da ii gunnlerrr dekerli gız, ….kıh kıh.... gülerek

Yase: fesubhanallah, halkım guzel halkım…nekadar tahammül ötesi yaaa….ii ki gelmişim Tr’ye ..wala bunlardan bi bnm ulkemde var…nesli tukenmek uzere:) keyfini çıkartmak lazım....





the y.a.s.e.

23 Kasım 2009 Pazartesi

sahil muhabbetleri:) 2

Mekan: Cadde Bostan orta nokta kabul edilirse, ben diim Kalamış'a doğru, siz diin Bostancı Deniz Otobüslerine dogru..Boylu boyunca bu hat.

Zaman: Günlerden bir gün, iki gün, genelde haftasonu, genelde günün ilk yarısında herhangi bir saat...

Oyuncular: Çoğu zaman tahammül ötesi bulduğum, kıl kaptığım; halkım.....Bazen teyzeler, bazen, amcalar, bazen çocuklar, bazen köpekli enteller, bazen bisikletliler, bazen teenageler, bazen aslında iki kişi ahenk içinde yürümeyi bile beceremeyen ama buna rağmen hem öpüşüp hem yürümek için azami gayret sarfeden sevgililer....

Hikaye: Ana konu; arkasına yahut havaya bakarak yürüyen ya da incik, boncuk gibi yanyana dizilip, bütün yolu sabote eden halkımla, bu konu hakkında yılmadan, bıkmadan ikazlarda bulunan "BEN-kendim" arasında geçen diyaloglar....

Hatırlatma: Daha önceki sahil muhabbetlerinden hatırlayacağınız gibi (bknz. sahil muhabbetleri:) 1), şahsım sahilde roller blade yapmaktayım, halkımın ağzından dekere biniorum.....Nerdeyse her gün..... ve iddaa ediorum ben de dahil sahilde normal insan bulması çok zor....hepsi de kendini en normal sanıyor...:)))

ve delirten diyaloglar....

.... fb-bjk maçının ertesi sabahı...maçı nerdeyse rıdvan dilmenden, erman toroğlundan daha detaylı yorumlayarak yanyana yürüyen yaşları 50-55 civarlarında 6 tane amca.

yase: günaydın... ama sizden geçecek yer kalmiyo kimseye....

one of the amcaS: günaydın...geçmeyin o zaman.....siz de katılın bize, hehehhee....şaka şaka buyrun küçük hanım...

yase: içinden; matah bişi olsan zaten fenerli olmazdın, zevzek...
dışından; "ee zahmet oldu, sagolun amca!..."
------ not: bu kendini spor yapınca, 20yaş daha genç zanneden, ahı da vahı da gitmiş zamparalara, ayricaaa bide bunların hep fenerli cıkmasına, iyice kılım..şuursuzlar...!!!

**yeni bisiklete binmeyi öğrenmiş 5-6 yaşlarında bi kız çocuğu, bisiklete binmeyi öğretmişler de nerde bineceğini değil....

yase: ...bak ama bisiklet yolunda gitmiyosun, çok tehlikeli, birisi sana çarpabilir..

küçük kız: esas tehlikeli olan sensin...

yase: (içinden tabii ki; fesubhanallah, velete bak, pabuç gibi dil!!!) dışından; hiç bişi diyemez...gülmekten yarılır, hem kız, hem de babası çok güzel..bunun da etkisi olabilir:))))

kızın babası: babacım, çok ayıp ama abla doğru sölüo...

küçük kız: bende doğru sölüorum baba...esas o beni şaşıtıyor binerken...

yase: peki tamam...ben sölicemi söledim, sen de:)) ii pazarlar..:)

**daha 500m geriden mental anomalisi belli, ben yaşlarda bi abla...kulağında kulaklıklar, artık ilahi mi dinliyor nedir bilinmez, huş-u içinde kah havaya, kah denize bakarak yürüyor....Bu arada belirtmek isterim yolun farklı taraflarında karşılıklı olarak ilerliyoruz.....Nasıl becerdi hala bilemiorum, beni farketmesiyle bana dogru ilerleyip, ben tam sıyırıp geçecekken, ayağını patene takmayı becerdi ve beni düşürdü.....

yase: dizlerinin üstünde yerde ....(içten koruma giyiyorum, halkımızın enteresan motiflerle yol aldığını bildiğimden..hasarsızım yani, merak olmasın:))

"Hanımefendi tebrik ediyorum, tır geçecek genişlikte yolda, beni düşürmeyi başardınız..."

Kadın: beyni öyle bi uyuşmuş ki....! nerdeyse 30 saniye sonra farketti, beni düşürdüğünü....İleriden "Aaa nooolduuu tarzında embesil, embesil bakarak; Ayol neden yerdesiniz?"

yase:Kardeşim delimisin sen? Gelip kaldıracağına, yardım edeceğine, özür dileyecene, dönmüş ne diyosun? hem yürüyüyüp, hem müzik dinleyemiyorsan, çıkart o kulaklıklarını.....(normalde spontan çıkışamam böle, gözüm hızlı dönüo bu aralar,hassasım..:) Töbe töbe, normal insanı delirtir bunlar valla...

Kadın: Ayol ben naptım, deli mi ne? Hanımefendi, sesinizin tonuna dikkat edin... bişi yapmadım ben size...Ayrıca niye sinirleniosunuz, ben sizi kaldırmak zorundamıyım??

yase: ...(bu arada yanıma bi beyfendi yaklaştı, "yardımcı olayım, verin elinizi, boşverin hanımefendi" diyerekten...ama benim gözüm dönmüş bi kez....

"Arkadaşım sen düşürdün beni, körmüsün? hem diyelim ki; sen yapmadın, yardım etsen ölürmüsün? gerçi bu zekayla sen beni kaldırırken de yaralarsın...uzak dur o daha büyük hayır..."sağolun beyfendi, kendim kalkarsam daha kolay olacak"....

Beyefendi: Nazarım değdi wala bende suçluyum... bakıp ne kadar zarif göründüğünüzü söylüyordum, aynı dans eder gibi dedim, daha lafım bitmeden düştünüz...

Kadın: Bakın beyfendi de sölüyor, kendiniz düştünüz...hem ben size siz diye hitap ediyorum da, siz neden sen diyosunuz?? ayıp hanımefendi..!!

yase: içinden tabii; elimden bi kaza çıkaracak şimdi arıza kadın...Dışından; "Ben hanımefendiyim de ondan öyle konuşuosun...Beni düşürdüğünü farketmedin de, nasıl hitap ettiğimi mi farkettin??...İdrak yolların mı tıkalı nedir?? töbe töbe....

Beyefendi: Hanımefendiyi siz düşürdünüz ama çelme taktınız, ben gördüm...sonra bana dönerek "kasten diil ama istemeden yaptı"....

yase: içinden tabii; "istemeden oldu tabii, kasten diil ama salaklıktan, bütün salakların bi şekilde bende son bulması benim kaderim zaten.......Bu sefer dışından; "Alla akıl versin, hanımefendi!!!! ne diim!!!!...beyfendiye dönerek; "size de iyi günler, beyfendi sağolun tekrardan...!!!!!" ..hızla kalkar, sinirden delirir halde uzaklaşır....

Kadın: Anlamadım ki arkadaş.....zaten bişicikte olmamış, ok gibi gidiyor iştee....

*****Slalom çalışorum yine dekerle...slalom çalışıorum, mecburiyetten...çünkü beni gören panik olup, şaşırıp, yürüdüğü yoldan vazgeçip, niyeyse üstüme doğru gelmeye başlıyor....!!! Bu vesileylen ben de sağlama-sollama, manevra yapmayı çok iyi öğrendim....yine küme şeklinde üstüme doğru gelen bi insan popülasyonu...uzaktan gözgöze geliyoruz..kimse kazımıyor....yani arayi açalım ordan geçsin, ya da kenera çekilelim, yok öyle bişi...dekeri varda, kanadı yok bu meretin...:)))uçacam sanki.... :)))sadece aralarından geçebilirim, tek çözüm.....dalıyorum içlerine.... karşıdan yanında sevgilisiyle koşan bi adamın kollarında buluyorum kendimi....sahne acaip komik..... adam bana sarılmış, kız olduğu yerde kalakalmış ama soğumasın diye hala koşar vaziyette.....yığın şeklinde yürüyen tüm o kalabalık etrafımıza toplanmış bakıyor.....genç adam kan ter içinde, nefes nefese;

genç adam: yüzünde ki ifade sanki yıllarca birbirimizi aradıkta o an bulduk....o kadar şaşkın...."Nasılsınız hanımefendi?"

yase: şaşkınım tabii, bu adam beni niye tuttu diye geçiriyorum aklımdan?....çok saçma... :))) gülmemek için acaip kasıyorum ama gözüm spor bilinciyle hala olduğu yerde koşan, ve pis pis bize bakan sevgilisine takılıyor...o dakka ayarım bozuluyor ..Çünkü hala sarılı haldeyiz, adam şokta:))))

"iyiyim hamdolsun, siz nasılsınız??? bu arada kopmuşum....:)))adam da, kalabalıkta, eşlik ediyor bana....:)))

genç adam: "bende iyiyim teşekkürler..." bu arada bırakır beni..."bişiyiniz yok di mi?"

yase: gülerek; "yok, yokta, siz beni niye tuttunuz anlamadım" puhhaaaaa..:))))) bu arada tek gülmeyen adamın sevgilisi, hala olduğu yerde koşuyor ama:))))))))

genç adam: "bende bilemedim, bir anda oldu walla:)))).."

yase: "neysee, iyi koşmalar..."

genç adam: gülerek; "size de".......

***uzar, uzar daha neler var, neler çıkar ama 3.bölüme de kalsın di mi:))

the y.a.s.e

20 Kasım 2009 Cuma

kapıcı adam

“Düzgün erkek yok” diyen kadınlar da bildiğiniz gibi gidip gidip düzgün olmayan erkekleri bulur. Zira onlar da sadece düzgün olmayan erkeği “görür”, demiş geçenlerde Mutlu Tönbekici...

Hakikaten böyle mi acaba, acaba gerçekten de göz neyi görmek isterse sadece ona bakıyor olabilir mi? Ya da belki de korkulan şeyler insanın üstüne üstüne geliyordur…. Mesala varolan hikayelerden yola çıkarak düşünürsek, o kadar ikna edici şekilde, gerçekten çok az sayıda normal insan olduğuna ve de onların da zaten büyük bir çoğunluğunun kadın olduğuna, deli adamlara denk gelmeye kondisyon kazanmaktan başka bir çare olmadığına inanmış vaziyetteyiz ki..... Yukarıdaki başlığa kadar tabii bu durumda…..Biraz acımasızca geliyor insanın kulağına…Acaba deliler mi seviliyor? Mümkün olabilir mi bu??? Yani insan eninde sonunda, esas aradığını buluyorsa ve sıkça aramadıklarıyla kavuşuyorsa, belki o zaman ne aradığını bilmiyordur….Yok artık! Esas şimdi bu acımazsızlık oldu.…

Ne zamandan beri, insan ilişkilerinden beklentiler bu kadar tuhaf oldu? Yani eskiden, insanlar ne istiyorsa artık köşe bucak kaçıyor bunlardan....Mesala komşun neden seni evde istemez? Veliler niye öğretmenleri sevmez? Aynı işyerinde çalışan insanlar niye birbirini hiç ama hiç çekemez? Bir adam niye karısının kıymetini bilmek istemez? Bir kadın şiddetle niye evlenmek istemez, hadi onu da bırakın nasıl olurda üremek istemez?? Acaba gitgide kısırlaşacağız ve bu şekilde mi gelecek dünyanın sonu? Ya da tüm hastalıklara derman bulacaklar ama yalnızlığa.. Acaba gün gelecekte kanser, aids, bilimum gribal türler, nükleer atıklar, esrar, eroin, dert olmayacakta başımıza, bir bir yalnızlığın pençesinde mi can vereceğiz??

Biz büyürken kapıcımızın çocukları bizim en has arkadaşlarımızdı....Bisiklete binerdik beraber, ip atlardık, gulle oynardık, beraber yemek yerdik, ağaçtan yeni dünya, portakal toplardık....Şimdi benim kapıcı niye bana beni öldürecekmiş gibi bakıyor, her karşılaştığımızda inatla selam veriyorum diye, sinirlenip, tükürür gibi "günaydın" diyor bana? Neden, ne zaman, kimin yüzünden, ne uğruna bu kadar düşman oldu herkes birbirine? Kim ekti bu nefret tohumlarını içimize? Acaba negatife bakmaya mı şartlandık, kusur görmeye mi bu sefer de? Yoksa herşey, herkes bu kadar kötüye gidiyor olabilir mi gerçekten?


Düz şeyler görmek istiyorum, ama niye hep eğriler giriyor gözüme?



the y.a.s.e.







17 Kasım 2009 Salı

Başlasın mı? Bitsin mi?

Bitişler güzel olmaz...Birşey biterken hüzün verir insana... Mesala; biten tatil, biten para, biten kadeh, biten akşam, biten maç, biten film, biten pazar, biten yemek, biten kitap, biten ömür, biten ilişki........

Kendi kendine hatırlatmalı hep, birşey biterse başka birşey başlar....Ama o an zor oluyor işte; bir sonraki pazarı, bir sonraki akşamı, bir sonraki kitabı, bir sonraki hayatı düşünmek....Yeni birşey başlasın ama bitişlerin arkasından olmasın...Ne ilginç olur di mi birşey bitmeden başka birşey başlasa? Yoksa kötü olur da kargaşa mı çıkar?


Eski sevgiliyi yollamadan yeni sevgili gelse, para bitmeden başka para, bir kitap bitmeden başka bir kitabı da okusak, kadeh bitmeden yenisi gelse, ömür bitmeden bir sonraki başlasa:)))))) Eğlenceli olur kesin ama idare etmesi de zor olur...


Başlamanın zevki kaçar bu durumda ama bitişler neşelenir....Mesala sevgilinle kavga ederken "next" olan da hali hazır da bekliyor ya, tepen atarsa, hiiiiç öyle alttan alma, susma, duymamazlıktan, görmemezlikten gelme, tricklerine gerek yok.....Next Bey'i alır kavga esnasında fona koyarsın.....Bu zaten inceden inceden "hadi yiyorsa bi laf daha et, bende sana tepii koim, terü taze yeni başlangıcımı çıtlatiim" demek olur...:)))) Şimdi kulağa pek bi "yok artık daha neler, yuhh!!" kıvamında gibi geliyorsa da; bu durum eskilerin de daha uzun süreli kullanılmasını sağlar..:))) Yani posası çıkıncaya kadar...:))) Eeee malum rekabet ortamı var:))))) Bu durum piyasaya bitiş ekonomisi sağlar, bitişler azalır, başlangıçlar stokta kalır:)))))) Hahaha, böylece dejenerasyon da bi nebze kırılır, millet sabrı öğrenir, akıllı kalır...


Bir ömür bitmeden öteki başlasa mesala.....Zaman diye bir derdimiz kalmaz....Kendimizi daha az yıpratırız, bu da ömrümüze ömür katar..:))) Pazartesi bitmeden salı gelse, daha pazartesi işe gitmeden, salı işe gideriz...Böylece pazartesi sendromu diye birşey olmaz:)))) Bir içki bitmeden öteki içki gelse, birini içmeden ötekini içsek....Sarhoş olmadan istediğimiz kadar içeriz...:))) Bi lokmayı yutmadan, ötekini yutsak, ötekini de yutmadan beriki gelse, hiç kilo almadan, bu hayattan geçeriz....:))))))


Bir yol bitmeden bir sonraki yol başlasa, hiç trafik olmaz...:)) Bir gol bitmeden öteki gol olsa, kimse yenilmez, taraftar hiç bir zaman ezilmez....:)) Akşam bitmeden sabah olsa, kimsenin gece hayatı kalmaz(bu kötüymüş be!!!)....Kahvaltı bitmeden, öğle yemeği olsa masada eksilen olmaz ..:)) Bir ilişki bitmeden diğeri başlasa, kimse ağlamaz... Çocukluk bitmeden gençlik başlasa, oyuncaklar ortadan kaybolmaz....Gençlik bitmeden yaşlılık gelse, yaşlılık bitmeden bir daha doğsak, ölümler olmaz...Ölmeden doğsak,sanırsam insanlar olmaz...!!!


Birşey başlayamadan, başka şeyler başlasa, sonra başka şeyler, başka şeyler...Bitişler olmasa başlamanın kıymeti mi kalmaz???







the y.a.s.e.

12 Kasım 2009 Perşembe

erkek anneleri ....(devamı)......

..............................................




Kadınlarda masum değil...

Sürekli şikayet ediyoruz erkeklerden....Gün geçmiyor ki abzürd bir durum anlatmasın kızlardan biri.....Hatta yaşananlar artık senaryo olabilme kıvamını da aştı, "bu sadece filmlerde olur!" boyutuna kavuştu....Eskiden, üzülünürdü olanların, bitenlerin, gidenlerin ardından...Şimdi şaşkınlıktan kendine gelinceye kadar uyuşmuş oluyor, canının acıdığını bile hissetmiyor kadınlar...Bu durumda herkes kendini bile aşmış oluyor sanırsam!!!!

Ne kolaymış eskilerde kadın olmak....Şimdiler de daha rahatmış gibi görünsede çok zor geliyor aslında çoğu zaman....Özellikle erkeklerle dirlik içinde yaşamak ....

Niye bu erkek cinsi olmadan yaşamak mümkün değilse, onlarla yaşamakta o kadar mümkün değil? Niye kadınlar doğuruyor, büyütüyor da sonra yine, kadınlar bu kadar zorlanıyor..?

Ya yanlış kodluyoruz, ya yanlış çipleri yerleştiriyoruz, ya yanlış şifre giriyoruz, ya yanlış rolü veriyoruz, ya da bunların hepsi ve daha akla gelmeyenler ki error veriyorlar sık sık......Nasıl bozulduysa, bir tamir yolu da vardır elbet....Vardır vardır, lakin sadece birinci el olanlara şifa verir bu iksir, zaten illeti taşıyanlar, yüzüp yüzüp derenin zaten dışında kalanlar için henüz bir yöntem bulunamadı ne yazık ki.....Yine kadınlar değiştirir bu rüzgarın yönünü, kadınlar verir yeni rüzgara yönünü......


İşte iksirin tarifi:

Önce adı olmayan dağlar aşılır, sonra bu dağların en uç eteklerinden uzun uzun yollar geçilerek dünya üzerinde çok çok az kalmış güzel mi güzel, eğitimli mi eğitimli, mutlu mu mutlu, sevgi dolu bir erkek bulunur...Karşılıklı aşık olunur...Birbirini görmezse olmaz, nefes alamaz, yaşayamaz tarzdan aşk..Şahsı ile sağlıklı mı sağlıklı, normal mi normal, bir ilişki kurulur... Fazla büyütmeden, abartmadan evlenilir ve bir aile kurulur....Kurulan yeni ailenin minik erkek meyveleri, ilgiyle, sevgiyle, şefkatle büyütülür....Annesi olan kadın meyve, onu sevgilerin en büyüğüne, en sıcağına sarar, sarar ki sevmeyi bilsin.....Babası olan erkek meyve, onun en büyük dostu olur, sırdaşı, yoldaşı, destekçisi, kahramanı, her ihtiyacı olduğunda en yakınında olanı olur, olur ki kendine güvenmeyi bilsin, güven versin, sözünü bilsin.....Baba meyve, erkek meyveye erkekliği öğretir, erkek aklıyla, saflığıyla, basitliğiyle, erkek olsun diye.....Anne meyve buna maşa olur, bunun alkışçısı olur....Minik meyvesi erkekliğin kurallarını kendi erkeğinden öğrensin diye......

Anne ve baba meyve, ikisi beraber minik meyveye, insan olmayı öğretir, doğru olmayı, normal olmayı, hayırlı mahsul olup taze mahsuller vermeyi öğretir....Sonra, böyle böyle kocaman bir tarla olur....Her hasat zamanı tarla daha bol, daha bereketli ürünlere gebe olur.....Bu ürünler tam olarak pişince toplanır....Bir tutam ahlak, bir tutam vicdan, bir tutam saygı, bir tutam hoşgörü, bir tutam eğitim eklenerek kısık ateşte iyice kıvamını buluncaya kadar pişirilir....Fokur fokur kaynayınca, altı kapatılır, soğumaya bırakılır...Sonra mutlulukla, gururla, huzurla sofraya getirilir....İtinayla ikram edilir....


Önemli not: İksire erkek ve kadın meyveler aynı oranda katılır, aynı oranda atılır....




the y.a.s.e.

erkek anneleri

"Anasına bak kızını al" diyen atalarımız, eger makbul görselerdi "Anasına bak oğlunu al" demeyi de bilirlerdi galiba...

Anne olmak cok menem birşey buna kimsenin bir itrazı olamaz....Lakin doğru zamanı beklemek lazım...."Etraftaki anneler, babalar, teyzeler, halalar, komşu teyzeler, yaşıtdaş çocuklu arkadaşlar dürtüyor; "aaa hadi ama artık, bak tohuma kaçacaksın,vallahi" diyor diye değil, gerçekten istendiği, fizyolojik ve psikolojik açıdan tam olarak, anne olmaya yeterli olunduğu düşünüldüğü zaman ..Ve gerçekten isteniliyor diye....

Ee bu iş tek başına da olmuyor malum......İş üremeye gelince de, beynini bırakıp kadınlık dürtülerinle "eeeh yetti gayrı!!! ben artık anne olmak istiyorum...hormonlarım ayağa kalktı resmen....içgüdüsel birşey bu karşı koyamaz oldum!!!" diye ortalığa dökülüp; ilk denk gelenle, seni istemeyenle, hazır olmayan bir erkekle, en kolay olanla yapmak olmaz tabii...Malzemeden çalmıyacaksın, aceleye getirmeyeceksin, bu işi...Seve seve, tadına vara vara, sindire sindire, itinayla yapacaksın, yapacaksın ki imalat hatası olmasın...Mühim bir üretimdir yaptığın farkına varacaksın..!!!

Bu bebeler, her geni annesinden almıyacak şüphesiz....Elmaya, armuta da benzemiyecek..Hatta anlaşılmaz bir şekilde daha fazla babalarına benziyorlar, sanki erkekler daha fazla gen aktarıyorlar....Kadın hazır olsa da bu sefer ürenebilecek ve seni isteyen bir adam bulmak şart...

"Bu adam kendi ne ki, bundan bir iki tane daha yapıp topluma, fırından yeni çıkmış, taze taze ikram ediyorsun Hanım Abla? " modeli bebeler yapmamakta bilinçli bir vatandaş davranışı....(tabii hala bilinçli kesim üreme isteği içinde ise!) ....İşte burda kadınlara çok iş düşüyor..Kadınlık doğurmak değil, doğurmakta anne olmak değil...Evet doğru; taşıdın, doğurdun, emzirdin, yedirdin, içirdin, baktın, giydirdin....vs, vs....

Annelik bu da olmamalı...Ahkam kesiyormuşum gibi olmasın ama ortalık deli doldu artık biri buna bir dur desin....Çocuk doğurmakla bitmiyor, doğurduktan sonra da o çocuk bir tek senin olmuyor...Sen bir insan yetiştirebilecek misin bakalım?.....Birde onu düşünmek lazım...Herkes çift olarak çocuk yapıyor, tek olarak bakmaya çalışıyor....Ondan sonra salla elini çarpsın bir manyağa..Zararlı manyaklar, zararsız manyaklar.... Cins cins .....

Hayatta bir kadın ve bir de erkek rolü var...Tamam, doğa böyle varolmuş hiç bir itirazım yok buna...Kadınların eli daha fazla evin üstünde olmalı, ona da tamam...Ne demiş atalar; "yuvayı dişi kuş yapar"... Erkek daha fazla yuvasını doyurmayı hedeflemeli...Buna da pekiii...

Peki, pekii de....Bu erkek çocukları; babaların hayalet olduğu evlerde, kocasından şikayetçi, öfkeli, subjektif, tatminsiz, mutsuz, nemrut, adaletsiz annelerin elinde mındar olmaz mı dersiniz???

Niye bu adamlar zaten kadınların elinden çıkmayken; "erkekler marstan, kadınlar venüsten" gelir oldu bir anda...? Niye bu kadınlar oğullarına tapıyor, oğulları için kanının son damlasına kadar herşeyi yapıyor da, kocalarına sürekli dırdırlanıyorlar..? Ve ya neden aynı şeyi kaynanaları da kendi oğullarına yapınca dellenip sinir krizleri geçiriyorlar??

Niye bu kadınlar için, kocaları kendileriyle, çocuklarıyla, evleriyle ilgilenmeyince bu çok büyük bir kabahatte, eşşek kadar adam olmuş ama hala baba evinde yaşayan oğullarının arkasını toplamak, her fırsatta bütün testosteron kankalarını eve doluşturduğunda, topunun peşinden pervane gibi dönmek, hizmette sınır tanımamak, izzet-i ikramda kusur etmemek, "annelik"??

......"Kayınvalidelere yemeğe gittik geçenlerde şekerim....Ozan'ı göreceksin... Ayol bir şımardı,annesini görünce, bir kaprisler falan, anlatamam...Annesi de bir hoş, utanmasa koskaca adamı kucağına alıp kendisi yemek yedirecek, o kadar yani...İkisine de gıcık oldum..."

Sen sevmedin kocanın validesini tamam, peki senin oğlanın hanımı seni sevecek mi?? Şöyle soralım ya da; Niye bu kız evlatlar, elbet birgün büyüyor, gelişimini tamamlıyor, sorumluluk alıyor, kendi çoluğu-çocuğu, kocası yetmedi, anasına, babasına, ona buna yetişiyor da, erkek çocukları bir türlü büyümüyor??

.........Bilinen bir deyişle "Erkekler çocuktur, alttan alacaksın, vs....vs....??? Niye çocukluk; kız çocukları için büyüme döneminin
6-13 yaş arası bir evresiyken, erkek çocukları için bitmek bilmeyen hayat boyu devamlılığı olan bir süreç?

Bu fevkalade anneler, oğullarını; immatür, doyumsuz, kararsız, tembel, sorumluluk almaktan ödü patlayan, sevgi arsızı, pişkin, simbiyotik birer canlıya dönüştürdüğünü farkında değil sanırsam?

Daha da komik olan bu simbiyotik canlı imalatçıları, senaryo; "müstakbel damatları" hakkında yazılacağı zaman bir anda feministin feministi, en ateşli kadın hakları savunucularına dönüşürler...Gülmemek içten değil....Ama pardon, senin oğlan Hazreti soyundan gelmeydi di mi?
Diğer oğlanlar da, öyle işte..... Bir adamın sperminin atığı, sümük gibi aynı, değersiz.....Dolayısıyla senin paşazade soyundan gelme kızına prensesler gibi davranacak, kendinden bile daha iyi bakacak, inanılmaz sevecek, saygıda kusur etmeyecek...Hayat müşterek zaten falan, falan ...
Di mi???..!!!! Hııı hı, şüphesiz....!!

Bugüne damgasını vurdu atalar.."İğneyi kendine, çuvaldızı başkasına batıracaksın..." Kadının en büyük düşmanı kadınlar, erkekler bu savaşta figüranlar ....."
(Haşaa atasözü değil, nacizhane nevi şahsımın kabul görmüş bir sözü...)...

Herkes açsın kulaklarını sadece bir kez sölüyorum, "kadınlar da masum değil!!!!"

.....Böyle sayıp sayıp, bırakıp gidecek değiliz tabii ki de, devamını bekleyin....



the y.a.s.e.

PSYCHO GUYS

…feels like never can catch u right?….but it never is never!!! in fact very close, very daily and very easy to get caught….. really possible to meet one….. they do not hide themselves anywhere… they are out there just like you…. they all have a role…your lawyer, your boss, your son, a friend from work, or your husband can be a psycho, did you ever think that way???….what makes them psycho is; what they do to represent themselves lookin’ normal just like other people…..When you keep thinking of other people the way that you think about your own self, you basically send them an invitation to join your life show with the best seats for a while…. till you figure out what you really want to believe is not what you really are in..If you can ever go with the flow through your instincts at the very beginning, and can avoid your self from your feelings, its very simple to get the truth and succeed not to get hurt....But unfortunately this is never the contest!!! İts always “go with the feelings instead of instincts…..”So every girl finds herself in a scary movie, as the main character, at least once in a life time….If shes lucky enough, gets rid of herself shooting the following episodes, but if she is not then god forbid we can welcome an other psycho who is made with attention by a legally labelled psycho!!!!The line between being regular and being crazy is extremely thin and very nearby..So if you can not open your eyes early enough and get and lock the crazyness out of your life then you stuck in a psychotic hell…..According to what they say, it takes just 3 whole weeks to understand what kinda relationship is gonna be itself…..After 3 weeks u start losing your objective vision and start pretending and acting instead of feeling….sooo its not rough ha??? Is this for making the world much more insane for all of us or what is this?????!!!!!





the y.a.s.e.

10 Kasım 2009 Salı

İnce Belli Çay Bardakları

Birde özür dileyenler var….Durmadan, yılmadan özür diler bunlar…. Bir şeyi düşürür kırar özür diler, seni kırar özür diler, bağırır özür diler, döver özür diler, söver özür diler, sorar özür diler….Tutarsızca ve manasızca diler de diler… Sen kabul etmekten, ya da reddetmekten bıkarsın, bunlar af dilemekten bıkmaz. … Aslında bir özür kredisi verilmeli bu cinse toptan, o sayıyı tüketince de yol verilmeli…Yanlış anlaşılmasın sakın, erkeklere atıfta bulunmuyorum, bu cinse mensup sayısız kadın da var ki tahammül ötesi….Yordamsızlık hepimizin virüsü oldu..

Erkeklerin yüzeyselliğine, vurdumduymazlığına, nezaketsizliğine, detaysızlığına, hadi tamam da, kadınlarınkine değil ya…Erkekler düzeleceği yerde bakıyorum da kadınlar zıvanadan çıktı….Kadınlar erkekleşti….Nasıl olacak o zaman??? Bundan gayrı özür öküzleri gibi mi yaşayacağız..?? İnsanoğlu hata yaparda, hayatını hatalardan yapmaz herhalde…Ya da nolur yapmasın….Selahattin Duman bir yazısında bahsetmişti; “eskiden çayı ince belli küçük bardaklarda içerdik, bir harmonisi vardı bardakla tabağının, şıklığı, bir kendine haslığı vardı, şimdilerde ise hiçbir kıvrımı, zarafeti olmayan kupalarda içiyoruz çayı” diye...Kendisi her ne kadar kadınların son yıllarda fiziksel olarak çok fazla değiştiğine, irileştiğine değinmek istemişse de, ben bu atıfı mecazi anlamda değerlendirmiş ve “Kadınlarda aynen çay bardaklarının uğradığı değişimden nasibini alıyor sanki, her geçen gün naiflikten, narinlikten, nezaketten hızla uzaklaşıyorlar” demek istediğini düşünmüştüm… Kendi zihnimden geçeni, onun kaleminden çıkmış gibi anlamam, aklımın bana oynadığı bir oyun muydu? Algıda seçilik mi? Yoksa yansıtma mı? …. Çağdaş, modern, eğitimli, genç bir Türk kadını olan ben, çok sinirlendim kendime, haksızca ve ukalaca buldum bu eleştirimi, hatta inceden bir saldırı olarak değerlendirdim kendi fikrimi…. Şimdilerde yerden göğe hak veriyorum yine kendi düşünceme, kalbim sızlayarak…Erkekleri içten içe paylayarak izlerken, kendimi; biz kadınların kaba, çirkin, itici, agresif tiyatro oyununu sahnede yönetirken buldum…Ben dahil cümlemiz, inanılmaz bir şekilde erkekleştik…Sahne var, oyuncular var, ama roller tamamen birbirine girmiş vaziyette….

Hayat gerçek anlamda demokratikleşmediği gibi biz kadınlar için, birde iyiden iyiye kimliksizleştiriyor sanki…Erkek bozması ruhlarımız, kadın kıvrımlı bedenlere sıkışmış kalmış çoğu zaman….




Güçlü olurken mi onlara benzedik? Güç sadece erkelere mi ait yoksa dedikleri, istedikleri gibi? Yada kadın tipi güçlenmeyi mi öğretmeliyiz kendimize zorlada olsa, beynimiz karşı gelse bile? Aptala yatıp, akıllı hamleyi yapsak, bilsekte bilmiyormuş gibi yapsak, aba altından sopayı sallasak, olur mu acaba? Çarpışmak yerine, kadınsal cilveler ve hilelerle erkekleri mi salaklaştırsak?



Napsakta hem kadın kalsak hem de güçlü olsak?

the y.a.s.e.