28 Eylül 2010 Salı

Bir Lokmadan Bir şey Olmaz!

Diyet sabotajcıları… Ortalık kilo vermeye çalışanları, isteyerek veya istemeyerek taciz eden diyet sabotajcılarıyla dolu… Homini gırtlak istediğini yemek tabii ki de çok kolay. Biz de biliyoruz onu! Bu işi detaylıca bilen bir insan olarak dahi anlamakta güçlük çekiyorum. Neden kilo problemi olan insanlar zar zor motive olup zayıflamaya karar vermişken, diyetlerine bağlı kalabilmek için etraftaki insanlarla boğuşmak zorundalar?
Bir insanın bir şeyi yemek istemediğini söylemesi neden hep niye? sorusuyla muhattap olmak zorunda? Sanane mesela nasıl bir cevap?
Amaç arkadaşlarla beraber olmak mı, diyet anarşistliği yapmak mı anlamadım ki ben… Herkes milletin ne yediğinin yemediğinin derdinde… Diyet yapan sanki günah işlemiş gibi bir mahcup, bir ezik ki… Sözle tarifi mümkün değil... Şaka gibi. Gülelim gülelim…

Aylacığım şarap almıyor musun?
Yok, almayacağım şekerim, teşekkürler. Dikkat ediyorum bu ara göbek yaptım hafiften.
Aman sen mi? İyice takıntılı oldun bak benden söylemesi. Saçmalama, Allah aşkına. Sen göbek yaptınsa biz napalım? Yarın dikkat edersin hem…Kırk yılda bir toplanmışız şurada.Çık çık çık…
Ayla tabii ki de; Senin göbeğinden bana ne kadın! Herkesin göbeği kendine. Kalktım geldim işte… Neden illa ki şarap içeceğim onu anlamadım ki ben? diyemiyor…

İstemeyerekte olsa razı oluyor Ayla. Şarapla bitmiyor fakat. Hiçbir zaman bitmez… İpin ucunu kaçırmaya gör bir kez… Tatlı gelince onun içinde bir başka dövüş başlıyor. Bir lokma al Aylacığım. Ayol hatırım için… Allah aşkına bir lokma ayol, nolcak?. Bak ölümü gör!

Ölüsünü, dirisini bulaştırıyor yani o kadar. O gün yaptığın spora mı yanarsın, iki gece önce yemekte bir kaşık dahi ağzına sürmemeyi başardığın sufleye mi? Yoksa canın bile çekmemişken ısrarlara dayanamayıp aldığın gereksiz o kadar kaloriye mi?

Ayhan ile Nakip eşleriyle yemekteler…

Ayhan: Al al abiciğim, soğutma patatesleri. Çıtır çıtır…
Nakip: Dur dur ne yapıyorsun be Ayhan’ım. Bütün tabağı bana verdin. Balıklar gelir zaten şimdi. Kolesterolüm fırlamış 300’e. 3–5 tane yeter bana al gerisini lütfen. Aslında hiç kızartma yememem gerekir.
Ayhan: Kolesterolü varmış. E bende de var. Ne olmuş? Birbşeycikler olmaz. Bu akşam ye de yarın dikkat edersin… (Bu lafa da kılım! Kuyruklu yalan! Saldırganlık duygumu kamçılıyor her duyduğumda!)
Nakip: Lan olum sabahın beşinde kalktık, spora gittik. Ona acırım da yemem ben bu patatesleri, doldurma hiç boşuna.
Ayhan: Ulan amma vıdı vıdı ettin be. Yenge nedir bu senin kocanın hali yahu? Spora gitmeler, form tutmaya çalışmalar falan. Sakın bir nane yiyor olmasın bak benden söylemesi… Hahahahhaha…
(Göbeğini hoplata hoplata gülen, yüzü kıpkırmızı, ağzı yemek dolu, kel bir adam geliyor gözümün önüne… Yalan yok! Hem burası benim hayal dünyam…)
Nakip: Yok be ya ne alakası var. Olum işin gücün ortalık karıştırmak ha! İkimiz de dikkat ediyoruz. Halimize baksana, tosun gibi olduk! Başımıza bir iş gelecek artık. Göbeğimden ayaklarımı görmüyorum birader. Ağarıma gidiyor valla. Hastalıklara kalıpta çokluğa çocuğa dert mi olalım bu saatten sonra. Ee birde sorguya çekilir gibi diyetisyen hanıma verdiğin hesap cabası tabii… ‘Yediklerinize sayın artık siz de Nakip Bey’ dedi de geçende yerin dibine geçtim yeminlen.

Neriman, Selin, Melis, Kayra kahve kaçamağındalar…

Ay buranın cheese cake’i şahane. Kahvenin yanında süper gider. Biz, Melisle cheese cake yiyoruz, size ne alayım kızlar?
Neriman, Ben sade bir americano sadece.
Kayra, Ben de bir çikolatalı cookie Selinciğim ve çay.
Selin, Sen neden bir şey yemiyorsun Nericim?
Geç yemek yedim ben şeker, tokum. Anca kahveye yerim var…
Selin, Aman sende! Hep bir bahane. Tokmuşmuş… Yemez içmez gillerden bu ayol... Kızım az yiyen kadın asabi olur. Hem kadın dediğin biraz ele gelecek canım ne bu böyle? (Bu yalanın da  imalatçısı kim çok merak ediyorum... Ya da iyi niyetli olursam; "Artık! devir değişti." Dolayısıyla erkekler ince, uzun, hiç bir yeri förtlemeyen kadınları beğeniyor. Artık!)
Kayra çayına 6 şeker atıp, kurabiyesinden kocaman bir ıssırık aldıktan sonra… Daha ağzındakileri yutmadan soluk soluğa konuşmaya başlar. Kızlar, liposuction yaptırmaya karar verdim ben. Bu selülitlerin gideceği yok anacım. Neyse parası vercem, yaptırcam.
Neriman, Allah alla selülüt için liposuction yaptırıldığını da ilk kez duyuyorum. Elindeki koca kurabiyeyi bırak önce! Çayına şeker atma!  Paran da cebinde kalsın! Sanki para vermekle oluyo! Laf!Dünya para verdin işte spora niye gelmiyorsun hiç?
Kayra, Üffff bana göre değil bu spor işi Nericiğim ya. Sıkıntı basıyor. Vallahi kurdeşen döküyorum sana söz verdiğim gün. Stres atmıyorum, stres oluyorum resmen.
Melis, Şekerim sen boşver liposuctionı. Onun devri kapandı hem. Wela Smooth diye bir şey var. Selülite birebirmiş. Ama ‘ Yediğinize de dikkat edeceksiniz, yoksa bir işe yaramaz, hiç sonuç alamazsınız’ dedi diyet uzmanı hanım. Anlamıyorum her halükarda yediğimize dikkat edeceksek, ne diye bir dünya para bayılıyoruz? Bir chip icat etseler keşke… Yesek yesek ama taş gibi kalsak… Hatta yedikçe daha da incelsek… Hahahahaha… (Bunlar da biraz fazla yüksek volümlü şuh kadın kahkahaları...)
Kahkahalar hava da uçuşur…
Selin, Kavitasyon diye de bir şey çıktı ya ben de ona heves ettim. Bizim bankadaki kızların hepsi pek bir memnun… Çok pahalıymış gerçi sordum da... Ama hem inceltiyo hem de selülitten falan eser kalmıyo dediler.
Neriman, Yani pes kızlar ha… Hepiniz de okumuş kadınlarsınız güya… Ayol insan ne yaptırırsa yaptırsın boğazını kesemedikten sonra neye yarar?
Aman sen sus be Neri! Sıska kakit! Senin tuzun kuru tabii! Benimde böyle sütun bacaklarım olsa, bol keseden atarım da, tutarım da!
Neriman, Tabii Selinciğim, haklısın. Ne de olsa benim annem Cindy Crawford. Sütun bacaklarda ondan geçme… Hay allahım ya! Bari sen yapma! Sanki blimiyosun beni!
Hep beraber gülüşürler…
................
Herkes zayıf olmak zorunda değil. Ama ısrarcı ve geveze olmak zorunda da değil!
Özellikle kendinizin kilo problemi olduğunu biliyorken, insanları yemek konusunda taciz etmek, alay etmek, hayır deseler de nerdeyse ağızlarından burunlarından tıkarak yemek yemeye ikna etmek, normal değil! Uzmanlar, yemek konusunda aşırı ısrarcı insanların ya kendilerinin ne yediğini ve ne kadar yediğini saklamak için, (çok az veya çok fazla yediklerinin dikkat çekmemesi için) ya da sürü psikolojisi yaratarak yememeleri gerektiğini bildikleri halde suçu diğerleriyle paylaşmak için, ya da her hangi bir duygusal boşluğu kapatmak için olduğunu savunuyorlar. İkram evet, ısrar hayır! Aşırı ısrar kesinlikle hayır!

Yazarın notu 1: Kilo vermeye veya korumaya çalışıyorsanız insanlara Diyetteyim demeyin! Alerjim var deyin, Tokum deyin, Beğenmedim deyin, İlaç içiyorum, içki alamam deyin... Diyetteyim demeyin de ne derseniz deyin… Ayıp ya!

Yazarın notu 2: Tam bu yazıyı tamamlarken son günlerde çok sık rastladığım pizza reklamı çıktı… Çocuk artık isyan ediyor ya nenesine hani… Anneanne 9 dilim oldu yeter!
Neneden cevap, Yi yavrum yi!...
Bu çatlatıncaya kadar yedirme faslı bitsin artık nolur…


 the y.a.s.e.

13 Eylül 2010 Pazartesi

İzindeyiz Atam...Sen rahat uyu!

Günlerdir kitap okuyamıyorum… İçimde bir kıpırtı, rahat vermeyen bir huzursuzluk… Sabit duramadığımdan kitap okumak mümkün olamadı.

Günlerdir bir yere sığamıyorum… O kadar ki; planlamadığım halde son anda kalktım günübirlik Adana’ya gittim… Tebdil-i mekanda ferahlık vardır belki diye… İyi geldi sandım… Ama ertesi gün uyandım, aynı iç telaş…

Günlerdir sadece gazete okuyorum… Herkesi dinliyorum, her şeyi izliyorum günlerdir… Dinciler, demokratlar… Kim ne diyor? Neyi, neden savunuyor diye bakıyorum… Kendime söz vermiştim… Mümkün olduğunca az bakacağım gazeteye, televizyona diye… Paniğe kapılıyorum çünkü… İyimserliğimi kaybediyorum… Bir türlü duyarsız kalamadığımdan(!) içime taş oturuyor... Aklımı, benliğimi hüzün sarıyor sanki… Kin, nefret doluyorum günlerdir körlere, cahillere, okumuş eğitimsizlere…

12 Eylül 2010 günü referandum sonuçları ve milli maç mağlubiyeti ile Türkiye’de çok ağır bir darbe oldu... Atatürk düşmanı bakanların, gerine şişine Atatürk’ün hakiki Türk gençlerinden oluşan takımına destek vermeye gelmeleri, sahip çıkmaları kanıma dokundu… İçimi kuruttu…

Bu sabah uyandım ki o beni günlerdir yoran enerjiden geriye bir damla kalmamış… Omuzlarım çökmüş, beynim uyuşmuş… İçimi kocaman bir hayal kırıklığı ve umutsuzluk kaplamış…

Günlerdir anlam veremediğim bu enerji 12 Eylül sabahının tükenmişliğine doğru gidermiş meğer…

Bir arkadaşımla konuşuyorduk sabah… “Abartıyorum belki de” dedim… “Diğer yandan Türkiye gerçeği böyle. Askerlik yapsan bilirdin. Doğu’da bambaşka bir ülke bambaşka insanlar var. Ben şaşırmadım bu sonuca“ dedi…

Askerlik yapmadım ama... Doğunun birçok yerinde bulundum, öğrenciliğim boyunca saha stajı yaptım... Urfa, Antep, Diyarbakır, Van, Erzurum... Hepsini gördüm, bilirim… Bilmekten de, görmekten de, insanlığımdan da utanıyorum sadece oralar adına... Ayrıca güneyde olduğu halde doğu kültürünün bir adim ötede olduğu bir yerde, büyüdük biz... Zaten ondan biz "Atatürk, yargı, hak, hukuk" derken bir takım aydın geçinen dangozlar "uçsuz bucaksız demokrasi, kahrolsun asker" diyor... AYM' i de, HSYK'yı da görmüyor gözü… Yemeğin içinden kıl çıktığını görmezlikten geliyor, yemeğe devam ediyor fanatiklikten... Ölmüş gitmiş paşaları çıkarıp yargılayacakmış totomun liberalleri… Ne diyelim... Ne büyük bir siyasi ideoloji, ne saygı duyulacak bir ileri görüşlülük!

Annesi ve babası dolayısıyla çocukluğunun bir kısmı darbeden nasiplenmiş bir Türk kadını olarak, en çokta liberal bozmalarına katlanamıyorum… Dünkü sonuçlar onların eseri… Demokrasiyi savunup, milliyetçi geçinip, vatanı, milleti, aklını satan kompleksli insanlar onlar! En aşağılık duygu olan kin duygusuyla geleceklerini de dün sattılar…

Türkiye, İran olmaz belki ama TURKİYE olmaktan çıkıyor gözlerimizin önünde. En üzücüsü de bu! Hızla düşünme yetisini kaybediyor ve kendini Amerika'nın kollarına atıyor... .Sonra birçok devlet için olduğu gibi Amerika bizim yerimize düşünmeye başlayacak… Biz sizin için en iyisini düşünürüz diyecekler… Her millete yaptıkları gibi kalifiye vatandaşları onlara taşınmak zorunda bırakacak, onlara çalıştıracaklar... Başta da o tabansız, liberalim diye geçinenler koşacaklar kucaklarına… Ülkeme de bir satılmışlık, bir de pişmanlık kalacak geriye. O zaman ara ki bulasın nerde Türklük, nerde özgürlük, vatan, millet…?

Milli maç bahane... Finale kalmak çok büyük bir başarı, tarifsiz bir gururdu zaten. Amerika gibi bir basketbol devine karşı mücadele etmekte... Ama Amerika’ya aynı günde 2 malubiyet beni felç etti… Manidar oldu yani... Geçici bunalımım ondan...

yazarın notu:

1.Maç esnasında referandum sonuçları belli olmuşken, kupa seremonisinde halk, tüm dünyanın önünde kendi cumhurbaşkanını yuhalarken… Yani vatan birbirine girmişken; Amerikalardan; ‘Kevin Durent was excellent, poor loserlık yapmayın” diye yorum yazarsan… Yazdığını da, kendini de sadece itici gösterirsin… Yorumunun gereksiz olduğunu söyleyince bana hakaretler yağdırmanın üstünde bile durmuyorum... Hiç şaşırtmadın beni. Ama feysbuktan statüne "Hayır" yazmakla; ne Atatürkçü olunuyor, ne de laik!

Ne demiş Atam; Uygarlık, hoşgörü ve saygı çerçevesinde hakkını savunabilmek ile mümkündür… Bunun üstünde dururum bak... Atatürkçülük, onun söylediklerini yapmakla, ilkelerini yaşatmakla mümkündür!… Dün sadece, senin uygarlık eşiğin üzdü beni... Yoksa benimle arkadaş olmaktan utanacak kadar beni geçebildinse eğer(!) bu beni sadece mutlu eder… Gurur duyarım… İnşallah tüm Türk halkı birbirini geçer...

2.Aklını çok beğendiğim birisinin söylediği gibi;
"Bilgi sahibi olmadan, fikir sahibi olunamıyormuş… İşte Türkiye’nin durumu da, referandumun sonucu da bu!"

3.İzindeyiz Atam….



the y.a.s.e.

3 Eylül 2010 Cuma

Evli! Evsizler!

... Bu salak adamlardan ne yazık ki her kadının hayatında olur... Bende de var... Bana gönderdiği maili, imzası-adı sanıyla karısına yollamak istiyorum aslında.. Bir de birşey sanıyordur karısı bunu ha! Adam yerine koyup, gözünde büyütüyordur falan... Şahsiyetsiz adamların genelde iyi karıları olduğundan... Bulaşmıyorum henüz... Hele bir adım daha atsın totomla gülerken atacağım ateşin ortasına...

Bu zat-ı salak kimseyle, sadece 1-2 defa dışarı çıkmışlığımız varken... (sadece kahve... ) İki haftaya evlenmek üzere olduğunu ve müstakbel karısının düğün uğraşları için şehir dışında bulunduğunu öğrendim... Tüm selamımı, sabahımı kestim... (3 yıl önceydi bu arada... Düğün gününde bile defalarca kez beni aradı.. "Gel kaçır beni!" ya da "Kaçırma beni bak! falan diyecekti herhal... Kaçırdım evet... Tühh:)) Neyse "duymadım, görmedim, bilmiyorum" yaptım ben de... Uzak durdum... Arkadaşlarıyla bile selamlaşmadım... Zaten tanımadığım bilmediğim insan... "Ne başıma bela alıcağım?" dedim... Hızla kaçtım kendisinden...:))  Tam zamparalık yapmayı bilmeyen salak bir erkek işte.. Hayır bilmiyorsun yapma o zaman... Biliyorsan da; yapta görelim! Dana!

Neyse geçen haftalarda ikimizin de üyesi olduğu spor klubünde açık havuzda denk geldik.. Öyle burun buruna, göz göze falan değil ha... Aynı havayı soluduk, sadece aynı havuzun etrafında... Artık ne kadar açsa bu bile yetti! Kendisi beni nerdeyse hergün salonda görmesine rağmen sanki hayatında ilk kez görüyormuş gibi o kadar öküz gibi bakıyor ki... Delirmemen için senin de "öküz" olman gerekir...

Bundan iki gün önce, beklenen oldu... Dana kimliğini onayladı... Bu her türlü limitli kullanıma rağmen bir türlü istemediğin insanların "dıdısının dıdısından" bağlantılı olarak seni görmesini engelleyemediğin feysbuktan bana mesaj attı... Dana!

Aktarıyorum aynen, ve hiç kimselere limitli olmayan halka açık sayfamda cevaplıyorum hepinizin huzurunda...

merhaba,
benimle konusmuyosun biliyorum
Madem biliyorsun da neden konuşmaya çalışıyorsun o zaman? Manyak mısın sen? Tamam manyaksın...
ama dun gece ruyamda cok kotu gordum seni merak ettim
Meali: "Geçenlerde seni havuzda gördüm...  Dağıldım... (Geber:))) Çok kötü oldum... Merak ettim, acaba bir kendimi göstersem bişiler olabilir mi diye?"
Cevap: Bir ..ok olmaz canım... Ancak rüyalarda işte... Ama orda da kötü görüyormuşsun madem... Elimden birşey gelmez:)
(Hani atalar bir laf etmiş: "Bu ...çını açsa bile bundan bişey olmaz diye.. O hesap...

Rüyasında görmüşmüş... Senin rüyana z...çiim ben... En az 4 kuşaktan dana insan... Sanki başıma peygamber, gördüğüne evham yapıp; "hayırlara vesile olsun nası gördün ki?" diyeceğiz... Töbe tööbe.. Klasiktir bu da... Bu erkek kısmısı, hep rüyasında! görür...  :)) Yıllardır başka mazeret duymadım... Hayır, bir tarafları açıkta mı kalıyor nedir? Allah örtsün cümlesininkini.....  :))))

iyi misin?
Cevap: İyiyim... Çok iyiyim ... Ama belli ki sen ya boşanmak üzeresin (bu iyimser cevaptı.).. Ya benim seninle deliler gibi dalga geçebileceğimi düşünemiyecek kadar çaresiz.. (orta iyimser cevap).. Ya da özetle; sadece şerefsizsin.. Bir de el kadar çocuğun var... Git ona sor "iyi misin?" diye...
 
Hatta ekstra bir cevap daha vereyim sana.. Kıyak yapiim...  Ne demeye çalıştıysan küçücük beyninle... Ben anladım seni..."Haaaaaayııııııııırrrrrrrrrrrrrrr." :) 
 
yazarın notları:
1. A.K... Adını açıcağım bir sonrakine... Halk kahramını olacaksın...
2. Bir de ödü patlıyor karısından ha!!
3......
4. Beni tanıyanlar ..... 'ları ne için koyduğumu bilir..
the y.a.s.e.