16 Ekim 2010 Cumartesi

Cumartesiler

Hava böyle kışa benzedi mi cumartesileri en sevdiğim şey işten çıkıp koşa koşa eve gelmek.. Güzel bir kahve koyup kendime istediğimi yapmak... Dergi, gazete karıştırmak.. İnternete bakmak... Telefon, kapı sesi olmadan sakin sakin evde hiç bir şey yapmamak.
Cumartesi günleri 3e kadar çalışıyorum belki ama iki güne bedel oluyor yoğunluğu da, yorgunluğu da...  Ta ki işi gücü bitirip evime gelene kadar... Hem eve gelmenin huzuru, hem de ertesi gün iş olmamasının rahatlığı keyif verir bana. Haftanın yorgunluğuyla cumartesileri trafikten, spordan, kalabalık olan heryerden  muafım. Legal dinlenme günüm benim cumartesi.

Çocukken de cumartesi sabahları hep bir aktivitem olurdu. Fülüt kursu, org kursu, gitar kursu, resim kursu, antreman, sonraları dershane... Ama cumartesi öğleden sonraları hep benimdi. Ergenken arkadaşlarımla vakit geçirirdim ama liseye geçipte akşam bir vakte kadar dışarda kalma iznini kopardıktan itibaren cumartesi öğlenleri en favori mekanım hep evimdir. Camın kenarında caddeye bakan koltukta oturursun da bulutların arasından ince ince güneş sızıp, ısıtır ya seni.... Fonda da ikindi ezanının sesi... Ne derdim varsa unutturur işte bana... Kedi gibi mayışır, yumuşacık bir insan olurum...

"İnsan çalışınca evinde oturmak bile lüks gelir" der annem hep. Ne kadar da doğru. Evimde keyifle oturayım diye tatil günlerini iple çeker oldum... Kar yağana kadar ama... Kara kış gelipte kar indi mi o zaman başka... O zaman bitlenirim işte. O zaman cumartesiler daha tatlı olur çünkü işten çıkılır hazırlanıp dağlara akılır... Yani anlıyorum ki her mevsim, her iklim, her mekan, cumartesileri bir başka anlamlandırıyor benim için...
Bakalım yaşım ilerledikçe daha ne renkler giyinecek cumartesi...

the y.a.s.e.