24 Aralık 2009 Perşembe

seksolog

B: Evlilik hakkında ne düşünüyorsun?
B: Hiç heyecan verici gelmiyor... Kendi yalnızlığınla anlaşma imzalıyorsun sanki... "Bundan sonra kimse bilmeyecek aslında yalnız olduğumu" anlaşması. Aşk, seks, heyecan, tutku, risk, yenilik, aidiyetsizlik, sorumsuzluk haklarından vazgeçiyorsun... Altına imza atıyorsun seni hep uçuruma bir adım kala tutan, güvenli bir sözleşmenin... Bir de diğerleri tarafından onaylanmış oluyorsun.. Herkes, artık sevişmeye hakkın olduğunu düşünüyor... Aslında sevişmek diye değil de, kocanı mutlu etmek diye belirtsem daha doğru olur... Evlilik tribününün düşüncesi bu yani.. Sen mutlu olmazsan kimse bunu bir sorun olarak bile kabul etmez ama sen mutlu edemezsen, allaaa.... Neye, kime göre mutlu edemiyorsun bu da bir başka sorun tabii:))) Gerçi adam zaten kendini mutlu eden birini bulur hemencecik... Bu da hakkıdır zaten... Kocasına vermeyen kadının hakkı aldatılmaktır... Kötü verirsen de aldatılırsın fakat...:))) Adam kötüyse de artık çekecen canım, kocan o senin...  Sende seks manyağı mısın, nesin?
B: Aynı sorunlar birisiyle flört ederken de söz konusu...Neden bunu evliliğe yüklüyorsun?
B: Doğru geçerli. Ama zaten aynı durumlar söz konusuysa bu evlilik pazarlığı neden? Ayrıca biriyle çıkarken bu durumlar olduğunda, kimseye açıklama yapmadan ayrılma hakkın var... Sonra yoluna devam...
B: Sence hiçbir iyi yanı yok mu evliliğin?
B: Vardır tabiii ... Benim ilk aklıma gelen artık şaka veya ciddi "evlen artık" baskısından kurtulmuş oluyorsun, boşanana kadar ...:)))
B:Niye evliliği düşünürken hep boşanmak geliyor aklına?
B: Evliliğin yazılı sözleşmesinde asla deyinilmeyen, ama aslında en önemli ve sessiz maddesi çünkü... Kadın-erkek hangi arkadaşım boşandıysa, boşanırken tamamen insanlıktan çıktılar birbirlerine karşı... Hem evlenen herkesin bunu düşünmesi lazım... Eğer boşanırsan artık resmi olarak "2.el'sin."  "Dulsun"... Bir daha evlenirsen de yeni evliliğin bir başlığı var artık; "ikinci evliliğin"...  Etiketlenmeyi de kabul ediyorsun evlenirken... Cinsiyet ayırdımı olmaksızın bu böyle...
B: Ona bakacak olursan, aynı insanlar evlenmediğin taktirde de seni "evde kalmış" olarak etiketliyecekler?
B: Doğru... Zaten bu etikette insanları evlenmeye itiyor arkadan gizli gizli... Hangi etiketle daha kolay baş edebileceğine göre çiziyor herkes hayatını...
B: Bu durumda etiketlenme korkusunu evlenmeme sebeplerin arasından siliyorum...
B: Peki..
B: Bazen bile olsa evliliğin gerçek olabileceğine inanıyor musun?
B: Bu konuyu düşünürken hep gerçek bir evlilik yaptığımı hayal ediyorum aslında... Yani çok sevdiğim, deli olduğum bir adamla evli olduğumu... Ama o da benim gibi başrolde olacak bu oyunda... Ne bir fazla, ne bir eksik... O da beni, benim onu istediğim kadar isteyecek... Ama sonra bunun gerçek olmadığını hissediyorum... Düşünüyorum değil, inanıyorum da değil, hissediyorum.... Anlattığım bana bile bir oyun hissi veriyor....
B: Seks deyince?
B: Çok güzel, enfes bir duygu... Sonrasını düşünmediğim tek mutluluk anı... Yalan ya da gerçek, birbirine tamamen aitsin o an... En sevdiğim aitlik duygusu bu, kısa süreli... Düşünürken bile, içim kıpır kıpır oluyor...
B: Seks hakkında düşünürken kendini spesifik olarak bereber gördüğün biri var mı?
B: Hayır. Seks deyince kendimi ve tanımsız sülietleri görüyorum ben, insanların yüzünü değil...
B: Seksi tanımla desem?
B: Tanımlama yapamam...
B: Peki anlat...
B: Teninin sevdiği, kimyanın tuttuğu birisiyle sevişmek; kuralsız, heyecanlı, sıcacık, ateş gibi birşey... Hem çok insani hem de hayvani bir duygu...  Çakır keyif yapar beni...  Sevişirken savunmasız olurum, teslim olurum ben... Onu da teslim alırım...
B: Kuralsız derken? Mesala evli birisiyle beraber olur musun?
B: Olmak istemem kesinlikle... Birinin artığını yeme hissi verir bana... Başkasının bardağından içmek gibi... Susarsam dolaptan temiz bardak almak mesala kurallarımdan bir tanesi... Benim demek istediğim, kurallar yatak dışındayken uygulanır... Yani evli biriyle yatmak istemiyorsan eğer, o zaman gereksiz boyutta samimi olup, riskli ortamlar yaratmamayı kural edineceksin... Artık yatağa girmişken, sona bir adım kalmışken daha kimin ne kuralı kalır, kim ne kuralına uyar..!!
B: Evli olduğun zaman anlattığın gibi seks yapılmaz mı?
B: Bilmem, yapılır mı?... Yapılmaz diyemem, ama sanki bu kadar tatlı gelmez.... Aslında aynı şey olsa da aynı gelmez... Çünkü evlen diye atılan o çığlıklar, sonrasında seni evli insan gibi davranmak zorunda olduğun kalıplara sokup, sağır ediyor... Ait olmak o kadar heyecanlı gelmiyordur.... Ama onda da tanımsız bir güven duygusuna sahiptir insan herhalde, herşeyini bilirsin, tanırsın karşındakini.... Daha az endişe duyarsın, belki bunun da zevki başkadır...
B: Sence seks edilgen birşey mi, etken mi?
B: Seks karşılıklı olarak almak bence... Daha farklısını çok hissetmedim, hissettiğimde de bırakırım anında... Su içerek nasıl oruç tutulmuyorsa, sen almadan, o da alamaz... Karşılıklı alınacak...
B: Neden bu konuyu dini bir kavramla açıkladın?
B: Bilerek değil, bilmem... Sevişmek ibadet gibi geliyordur belki de bana???
B:  Peki.... Bugünlük bu kadar,

Yazarın dip notu:  EvlenMeMeye karar verdi... Kutlama için, bir gün seçildi... Davetiyeler basıldı, herkese dağıtıldı... Kutlanırken ortaya bu laflar atıldı.... DevaMı var....

the y.a.s.e.

22 Aralık 2009 Salı

"Hayırrr!"

.....3 ay olmuştu sevgilisinden ayrılalı... Ayrılık alemeti son konuşmalarda gizlidir... Sinir, küfür, kavga, kıyametle bitti mi, bilesin ki bir round daha var:)) daha knock out edemedin demektir... Biiir, ikiii, üçç....Ve işte rakip tekrar ayakta..:))  son yumruğu çakıp yere indirmek için, biraz daha vaktin var...:))

......Ayrılalı 3 ay olmuştu.... Adam bunu kabul edeli bir ay... Bir aydan sonra ilk kez tekrar aradı, "özür dilemek" için... "Özür dilerim", dedi adam....

Kız: (içinden;) Alla alla...Niye sinirlenmiyorum ben yahu?? Bilsem ki sebebini doğru kavrayabilecek, patlatacam kahkayı şimdi:)
Adam: Çok pişmanım... Herşeyi mahvettim... Sadece seni çok özlediğimi bil, ve çok zorlandığımı....
Kız: (içinden;) "çok zorlandığımı bil" yani; "Hala bir dikiş tutturamadım... Hala sana "hass.. ben ne yaptım?" dedirtecek bir çıtır bulamadım..:)) Daha iyisini bulamadığım sürece halaaa en iyisi sensin demektir...O zaman bana bir şans daha verir misin?? :))
Adam: Çok zaman geçti, biliyorum..... Tamamen sakinleşince doğru düzgün özür dilemek istedim... Sensizliğin ve sana ettiklerimin cezasını çekiyorum...
Kız: (içinden;) Beter ol, allahsız!!... Yahu aldatmanın da bir namusu olmalı... Ben aldatsam hayatta özür dilemem mesala, bu sabah böyle karar verdim:)).... Şerefsizliğin de bir şerefi vardır benim neznimde...
Adam: Çok üzgünüm... Çok ağır kalbim, taşıyamıyorum ... Sen nasılsın?
Kız: (dışından;) İyiyim... Nefret etmiyorum senden artık!!... Hafifle yani... Kin tutamam ben, hatırlarsan...
Adam: Eşşekler gibi pişmanım... Bana geri dönmeni ya da affetmeni beklemiyorum... Sadece bil istiyorum...
Kız: (içinden;) Yok canım beklemediğini biliyorum anladım ben seni... Rahat ol...!! Bunun adı; yoklama çekmek, "bakalım  hala burdan nemalanabilir miyim yoklaması"... Ama bu yoklama da yokum ben, artık yardım sever bir arkadaş benim yerime imza çizittirsin... hehe:))) (dışından bu sefer;) Söyliyeceklerin bittiyse, kapatmam gerek benim...
Adam: Peki...
Kız: Hoşçakal... (telefonu kapattıktan sonra içinden;) Sinirden günlerce uyuyamadım, yemek yiyemedim.... 5 kg vererek, vücudumun tüm seksi parçalarını senin yüzünden feda ettim... Bu da yetmedi, senden sonra ki şanslarımı da nemrutluğumdan bi süreliğine kaybettim... Sende biraz hislen tabii canım...Öküz değilsin ya!!! Yalancı herif!!

.........10 dakika sonra tekrar çalar telefon....
Kız: Dinliyorum...
Adam: Müsayit misin?
Kız: (içinden;) Yok değilim ama sen konuş yine de... Tövbe tövbeee... (dışından;) Evet, hızlıca söylersen...
Adam: Bundan 3-4 hafta önce de sormuştum... Daha lafım bitemeden yüzüme kapatmıştın telefonu.... Bir kez yüz yüze konuşmamıza, olanları sana açıklamama izin verir misin?
Kız: (içinden;) Fesübhan allah!!! Telefonu kapattım diye de gönül koymuş bak:P Kaba saba bir insanım ben de bazen canım, kınadım şimdi kendimi...:)))) Ne anlatacaksın be deyuz? Nasıl seviştiklerini falan açıklarmış bir de....:)) Yaptım bir hayvanlık evet ama...Gerçekten sayılmaz, hiç bir şey hissetmedim.. Zaten telaştan mıdır, suçluluktan mıdır nedir, şipşak oluverdi...:))) Sen aklımı koru yarabbim.... (dışından bu sefer;) Hayır, konuşmak istemiyorum.... Hiç merak etmiyorum ne anlatacağını.... Sen onunla beraber değil misin hem..? Niye hala bunları sorup duruyorsun bana...?
Adam: Şaka yapıyor olmalısın... Beraber değiliz biz... Kimseyle beraber değilim ben... Senden başka hiç kimseyi istemiyorum...
Kız: (içinden;) Hııı evet, şakacıyımdır ben biraz....Hey yarabbim!!!... "Artık" istemiyorum demek istedi galiba...:)) Önceleri istemiştim, yani seni de ondan aldattımdı ama "yeter doydum" der gibi... Hehehehe, demek ki hakikaten iyi değilmiş kızla...:)) Allahım iyice erkek aklıyla düşünür oldum, sen beni doğru yoldan ayırma... (dışından; ) Yalan söylemene gerek yok....Beraber görmüşler sizi, biliyorum... Benimle şansın sıfır.... Bence boşa zaman kaybedip, ondan da olma... Yolun açık olsun....
Adam: Sadece arkadaşız biz... Nasıl beraber olduğumuzu düşünürsün....
Kız: (içinden;) Ay hakkaten ben de bir hoşum haa!! Bir kerelik şeyi nasıl da abartıyorum yaa...Çok anlam yüklüyorum çok!! Ne kadar alaturkayım, ne kadar çağ dışıyım!!!! Tuuu banaa!!! Hiç bir zaman modern bir kadın olamayacağım...:))) Bu insanlar çıplak gördükleri insanlarla nasıl arkadaş oluyorlar merak ediyorum... İnsanın aklına türlü türlü şey gelir yahuu... Mesala  maçtan konuşuyorsun "arkadaşınla"... Ofsayt mıydı, değil miydi??? Adamın aklından kaç ofsayt faztazisi (malum yerde) geçer acaba, allah muhafaza...:)) Anlatırsın artık ileri-geri sararak, "Dur bir dakika, dur... Bir adım geri gel.. Hıh oynat şimdi, oynat...Bırak vursun şimdi... Vursun... Eeee vurdur..... Yok yok....Geri al... Geri al, hıh bir daha vurdur!!!..:)))) Hay allahım, bu ilişki kendi ofsaytta zaten:)))) Şimdi deyivereceğim "arkadaş arkadaşı hiç sss.... mi?" diye.... Kalakalacak şebelek!!!! (dışından;) Hayretler içindeyim dediklerin karşısında ama sürtüşmeyeceğim seninle.... Bitti bu iş benim için...
Adam: Bu kadar mı tükettim içindekileri....?
Kız: (içinden;) Bak şimdii... Onu da nerden çıkarttın? Aşkolsun, darılacağım ama şimdi sana.....:))) Tonlarca yalan söylediğini öğrendim.... Tonlarcasını hala bilmiyorum... Sonraaa....Sen beni Ayşeyle aldatmışsın, o da yetmemiş gidip Fatmayla aldatmışsın....Ama olsun.... Bunlar bizim ilişkimize yönelik hareketler değildi.... Kafan karışıktı sadece... İstemeden onların içinde!! buldun kendini....Aşkımız ilk günkü gibi taptaze, dipdiri, tutkulu, gerçek!!! Ben de deliler gibi özlüyorum seni...:))) Nasıl ama? Buyur burdan yak!!! Neyse, ilham perim geri gelir belkim... Kaç gündür kalemim stop ettiydi... (dışından bu sefer;) Bitti, konuşacak hiç bir şey kalmadı....
Adam: Emin misin? Bak çok özür dilerim...
Kız: (içinden;) Bak özür de diliyor yavrucak, affet be taş kalpli kadın.... Hay af dileyen o dilini eşşek arısı soksun senin!!! Ulan uçkurunu tutamadığı gibi dilini de tutamıyor bu be!!! ...Vur şu son yumruğu, bitir şu maçı artık sen de kadın!!!! (dışından;) Özür dileyecek bir durum yok, %100 eminim evet, istemiyorum...
Adam: Pekii.. Eğer böyle olsun istiyorsan, saygı duyuyorum....
Kız: (telefonu kapattıktan sonra;) Valla oldu, ilham perim geri geldi... Yazmam lazım bunu... Şimdi farkettim gerçekten de bitmiş... Geçmiş artık.. Ohhh be, ohh!!!! Bir, ikii, üüçç, .......dokuzzz, onn!!! Knock out!!!

Yazarın dip notu: Kişi sesli konuşmayı bırakıp, içli konuşmaya... Düşünmeyi bırakıp, yazmaya başlar ise...Ya yazar olur, ya da sırada ki aşka hazır olur...:))


the y.a.s.e.

16 Aralık 2009 Çarşamba

şişmanım, şişmansın, şişman... (2)


*** son bir yılda 6 kilo aldığını söyleyen, oldukça uzun ve hala ince!!! çok cici, gayet aklı başında bir kız ve annesi poliklinikteler....

Uzm: Merhaba, tahlillerinizi incelerken sizi dinleyim Simge Hanım, nasıl yardımcı olabilirim?
Hasta: Bana kilo vermeye ihtiyacın yok diyeceksiniz belki ama (ve böyle olursa eminim annem de çok sevinecek..) son bir yılda 6kilo aldım ve inanılmaz rahatsızım bu durumdan...
Uzm: Son bir yılda kilo almanıza yol açacak her hangi özel bir sebep var mı?
Anne: Üniversiteye başladı tabiii..
Uzm: (içinden tabii;) Ahaaa!! Dakka bir, gol bir... daha birinci sorudan... HAAS bu... bknz; Herşeye atlayan anne sendromu....
Hasta: (Annesine ters ters bakarak;) Üniversiteye başladım evet ama, her zamankinden daha dikkatli yemek yiyorum..... (uzmana dönerek;) gerçi bu son bir yılda hayatımda ki en önemli değişiklik, yanlış bilgilendirmeyim sizi.... Başkaaaa..... annemin kansız olduğum için beni pekmez, kuru meyve kürüne sokması, her itraz ettiğimde nerdeyse zorla bana bunları ağzıma tepmesi olabiliirr.. ..
Anne: Y Hanım baksanıza ne kadar zayıf... Yedirmeyimde ne yapim? mosmor gözlerinin altı...Bıraksak 3 gün yemek yemez..Tutturmuş, kilom da kilom...
Hasta: Annecim, kilo almaya başladım işte... En başından bu gidişe dur demezsem, bu böyle arta arta gitse daha mı iyi... Halamlar, sen, teyzem hepiniz şişmansınız işte...
Anne: Bak şimdi... Ben, Y Hanımdan zayıftım kızım....çık, çık, çık....(uzmana dönerek;) doğumdu, menapozdu derken..... ee insan bi saatten sonra motivasyonunu da kaybediyo, hıhhhııı... biraz kilo aldım tabii....
Hasta: Tabii yediğin böreklerle, pastalarla alakası yok anne di mi?
(uzmana dönerek;) Kan yapsın diye bana yedirmediği şey kalmadı Y Hanım.. Artık tartışma bitsin diye yiyorum, sonunda bu hale geldim.. En sonunda beni de kendisi gibi şişmanlatacak, ben şişman olmak istemiyorum...
Anne: Bu çocuk milleti ne kadar nankör, hey allahım!!!! Bu herkesi şişman görmeye başladı Y Hanım... Bir psikiatriste mi göstersek napsak??
Hasta: Aşkolsun anne, sonunda konuyu buraya kadar vardırdın yani....
Uzm: Kim tanı koydu size kansızsınız diye ve ne ilaç başladı?
.........bir an bir sessizlik olur, kız annesine bakar....anne kızarır, bozarır....
Hasta: Annem koydu tabii, kim koyacak başka?
Anne: (telaşla elini kolunu sallayarak, kendini savunmaya geçer;) Koymamak için kör olmak lazım, söz meclisten dışarı....!!! şu gözlerinin altına bakın Y Hanım, vampir gibi...
Uzm: (içinden;) Bismillahirrahmanirrahim.....sabır yarab!!! (bu sefer dışından;) Ne yani siz kendi kafanızdan mı tanı koydunuz?? Kızınızın kansızlığı yok hanımefendi, nerden çıkarıyorsunuz? Nasıl karar veriyorsunuz siz buna anlamadım ama tahlilleri tertemiz... gözlerinin altı da mor peki ama sizinkiler de mor... Sizde mi kansızsınız o taktirde??
Anne: Yok canım sapasağlamım ben... Kanım, canım yerinde....!!! Yanlış anlamayın Y Hanım, işinize karışmak istemem tabii ama cılız ayol bu kız....Nasıl kanı tam olur? Kesin kez yok mu, birazcık bile?
Hasta: Anne boşu boşuna onca iğrenç şeyi yedirip içirdin bana yaa.....
Anne: Ayy sanki zehir içirdim Simge!!!! şikayet istersen bir de beni savcılığa; "annem beni zehirlemeye çalıştı diye!!.... Abarttın iyicee... (uzmana dönerek;) zaten içirdiğim kayısı ezmeli pekmezleri de hep kustu... Acaba nolur nolmaz bir psikiatriste de gitsek mi? Anoroksik falan olmasın bu kız Y Hanım..
Hasta: Anne kustum evet, çünkü yutulmayası birşey o zorla burnumdan ite, tepe içirdiğin şey... Ben hasta değilim, yeme bozukluğum yok Y Hanım...
Uzm: Sakin olsun herkes tamam... Simge Hanım, yeme bozukluğunuz olmadığını biliyorum... (Anneye dönerek;) Başka çocuğunuz var mı? Simge Hanım tek çocuk mu?
Anne: Başka çocuğum yok benim, tek evladım Simge...
Uzm: Pekii anlaşıldı....(içinden;) vah zavallı Simge!!!!
Hasta: Ben hasta haklarımı kullanarak bu görüşmeleri tek yapmak istiyorum Y Hanım.... Anneme kendisini istemediğimi söyledim ama dinlemedi tabii ki de...
Anne: Aaaaaa, aşkolsun kızım... Ben sana yardımım dokunur diye geldim, ne münasebet zorla gelmişim gibi aktarıyorsun????
Hasta: Ne yardımın dokunabilir anne, Y Hanım uzman değil mi? Tamam işte beni getirerek yeterince yardım ettin.....offf yaa....
Uzm: Tamam Simge Hanım, tabii böyle bir hakkınız var... Sizi dışarı almak zorundayım.... Malum Simge Hanım, 20 yaşında yetişkin bir insan... Kendi kararlarını kendisi verebilir... Hem böylece daha sakin bir ortam olur, daha hızlı yol alırız...
Anne: Y Hanımı da kendi tarafına çektin, bravo!!!!
Uzm: (gülerek;) Tarafsızım ben, merak etmeyin... İstediğiniz zaman telefonla ulaşabilirsiniz bana ama lütfen, Simge Hanım benimle yalnız görüşmek istiyorsa öyle olsun...İyi günler...
Anne: Homurdana, homurdana; "sanki düşmanıyım ben, annesini odadan çıkarttırıyor, ahlaksız....!!!!! size de iyi günler...

*** ikisi de birbirinden ateşli, birbirinden yorucu, 35li yaşlarda bir çift... hanımefendi, doğum sonrası kilolarını vermek istiyor....

Uzm: Hoşgeldiniz... Tahlilleriniz de bir problem yok... Formunuzu inceliyorum, gebelikte aldığınınz kiloları vermek istediğinizi yazmışsınız...
Hasta: Evet Y Hanım...
Hastanın Kocası: Y Hanım, yalnız ben hemen peşinen söyleyim; Ben öyle cılız kadın istemiyorum... Zaten çok karşıyım burda olmaya ama tutturdu işte...
Hasta: Sen karışma Zihni... Bıngıl bıngıl oldum, yeter artık...
Hastanın Kocası: Sıska olmasın sakın... Kupkuru.. Öyle kadın olmaz, bakmayın işte moda oldu...Erkeklere soran mı var? Yanlış anlamayın ama mesala siz çok zayıfsınız....
Uzm: (içinden;) Hay allahım sen beni delirtme, münasebetsiz denyo!!! Ben kadın sayılmam yani... Sanki kadın kabul eksperi!!! Sen benim gibi istemiyorsun da ben senin gibi nasıl istiyorum bilemezsin... (dışından bu sefer;) Beyfendi önce sizi aydınlatiim isterseniz; diyet tedavisi ile verilmesi gereken kilonun ne kadar olduğu, tedavinin süresi, takip sıklığı; tahlil ve analizlerle şekilleniyor...(gülerek;) Yani öyle olmasın, böyle olsun, koy koy suyundan da şeklinde değil...(kıl bir tebessümle;) Hehehee...
Hastanın Kocası: (utana sıkına..) Yok işinize karişmak istemem tabii ama ne bilim bi sürü insanın başına neler geliyor bu diyet mevzuundan... Ben karıma birşey olmasından korkuyorum...
Uzm: (içinden;) Ya yaa tabii!!! yedim bende... Karım tekrar kilo verecek, spora gidecek, kendine bakacak, taşş gibi olacak bunlardan hiç korkmuosun!!!! (dışından;) Endişelenmenizi anlıyorum ama, bu gibi istenmeyen durumlar uzman takibinde olmayan, kendi kafasına göre denemeler yapan insanların başına geliyor. Ya da aslında bu konuda uzman olmayan uzmanların sayesinde... Emin ellerde eşiniz, merak etmeyin...
Hastanın Kocası: (yine kıro özüne geri dönerek;) Tekrarlamakta fayda görüyorum Y Hanım, ben etli, butlu, dolgun kadın severim... Fazlalıklar gitsin yeter....
Uzm: (içinden tabii;) Hayallahım bana sabır ver... Elimden bir kaza çıkartacak kıl adam yaa..(dışından;) Anlıyorum....Bana söylemek istediğiniz başka birşey yoksa eşinizi dışarda bekleyebilirsiniz...
Hastanın Kocası: Aaaa ben kalamaz mıyım?
Hasta: Zihnicim hadi, çık sen aşkım...Bende daha rahat ederim...Kalıp napıcaksın hem?
Hastanın Kocası: Napicam canım, bende burda olmak, birinci ağızdan dinlemek istiyorum.. Rahatsız etmem tombulum merak etme sen....(pis pis sırıtarak;) hehehehe...
Uzm: Prensip gereği sadece yetişkin olmayanları ebeveynleriyle alıyorum... (en kibar sesiyle, gülümseyerek;) Kalmanızı gerektirecek bir durum yok...
Hasta: Zihni hadi çıkta başlayalım artık...
Hastanın Kocası: Niye çıkıyorum anlamadım ya.... (karısına dönerek;) Kocanım ben senin, her türlü hakkım var burda kalmaya..
Hasta: Zihniiiii!!! (gülümseyerek ama tıslayarak çıkan bir sesle;) Abartma istersen aşkım, beni de Y Hanıma mahçup etme...!!! Hadiiii!!!
Uzm: (içinden tabii;) amannnın!!!! bu Zihni aba altından sopa yiyen gruptanmış meğerse... nası pıstı adamcağızz...
Hastanın Kocası: (çocuksu, ağlamaklı bi sesle;) Peki öyle olsun, ama bende bir sonraki sağlık kontrollerimin hiç birisinde seni istemiyorum...
Hasta: Bende bayılıyorum çünkü seninle gelmeye!!! Nasıl memnun olurum!!! Beni de bu dertten kurtarmış olursun!!!! Çok makbule geçer Zihni Bey!!!!
Hastanın Kocası: (çocuksu halinden tekrar "odunsu" özüne dönerek;) Tamam tamam....Kess!! Amma da uzattın!!! Ben de ölmüyorum bu deli saçması kilo derdinle uğraşmaya!!! Bıngıl!!!
(uzmana dönerek;) Kusura bakmayın Y Hanım, nolur mesleğinizle alakalı algılamayın sölediğimi...Bıktım bu kadının kilo muhabbetinden...Aldığım günden beri "dır dır, bır bır".. Yok evlendikten sonra kilo almış, yok çocuk istemiyormuşta zorlamışım, benim yüzümden bu hale gelmişmiş....(hışımla karısına dönerek;) Hadi eyvallah, vizite ücretini de kendin öde Hanımefendi!!!! (tekrar uzmana dönüp, en cool sesiyle;) Saygılar Y Hanım...
Uzm: (içinden;) İkisi birbirinden tuhaf, kim melek, kim şeytan ???
Hasta: Kaba adam!!!! Öderim meraklanma!!! (uzmana dönerek;) başlayalım hadi Y Hanım, yeterince oyaladı bu adam bizi!!!
----------hastanın kocası kapayı çarpar ve çıkar....
Uzm: (içinden;) gerçek mi bunlar? kamera şakası olamaz di mi? aklımı koru, bana sabır ver, allaam!! Amin!! (hastaya dönerek en mesafeli sesiyle;) İyi olur, hemen başlayalım...

***40lı yaşlarda, yeni boşanmış ve dışarı hayatına çok fazla taklmasına bağlı olarak hızla kilo almış ve Karaciğer büyümesi olan, ayrıca oldukça histerik bir beyefendi uzmanın karşısında...

Hasta: ( yılışıkça gülerek;)Düştüm elinize en sonunda Y Hanım, nolur kurtarın beni bu göbekten...
Uzm: (içinden;) Evet en favori cümlelerim gelmeye başladı bile, şahaanee!!... Elime düşmüş, cellatım sanki ben!!!! (kibarca gülümseyerek;) İzninizle bir tahlillerinizi ve bilgi formunuzu inceleyim önce...
Hasta: Tabii, tabii... Ben bu arada size kendi hakkımda ve nasıl beslendiğim, nasıl yaşadığım hakkında kısa bir özet geçiiim....
Uzm: (içinden;) Yahu bir dur be güzel kardeşim... Zaten gerekli olan her soru formda var...Gereksiz detaylarla niye benim ömründen çalıyorsun...offf, offff...(dışından kibarca;) Gerekli tüm bilgileriniz form da var zaten, ben bir göz gezdireyim, detay isteyeceğim yerler olacak zaten....
Hasta: Hmm peki....Ama oraya yazmadım, 4 ay önce boşandım ben.... Eee tabii yeme düzenim falan çok değişti.... Daha çok içki içiyorum falan....(yılışıkça sırıtarak;) Gece hayatı tabii malum...hehehe...
Uzm: (içinden;) Yaw bana niye sırnaşıyosun be adam!!! Hadi profesyonel bir ortamda olduğumuzu unuttun..... Pekii 1 dakika önce "beni bu göbekten kurtarın noolurr" dedini de mi unuttun...?? ne kadar karşı konulmaz bir cümle di mi? fesübhanallah...!!!
Hasta: Siz evlimisiniz?
Uzm: (duymamazlıktan gelerek) Bazen sigara içiyorum diye yazmışsınız... Günde kaç tane olduğunu yazmamışsınız?
Hasta: Yani aslında bu da gece hayatıma bağlı... Dışarı çıkmazsam içmem, eğer çıkarsam yarım paketi bile bulabilir... Malum havama bağlı (sinir, sinir gülerek;) hehehe... Siz gece dışarı çıkıyormusunuz, nerelere gidiyorsunuz?
Uzm: (içinden;) Hıı gece hayatı.... Sanki bilmiyoruz boşanma sonrası adamların gece hayatının nasıl oldunu.... Ahanda en uzak durulasıya, en hızla kaçılasıya gruba mensup kimse... Loser, güvensiz, histerik, abartılı, depresif ve logore bknz; medikalce geveze... (hastaya dönerek;) Lütfen izin verin randevunuzu sizin sorununuzu çözmek için değerlendirelim, benimle ilgili soru sormazsanız, bu daha mümkün... Soruları ben sorarsam daha doğru olacak, Kuntay Bey, hehehe.....
Hasta: (bozularak ama hiç bozulmamış gibi yaparak;) Tabii tabii... Zaten söyledilerdi sizin çok sert olduğunuzu....
Uzm: (içinden;) Evet çok sertim adam yiyorum ben!!! (dışından bu sefer;) Karaciğer enzimleriniz aşırı yükselmiş... Gastroentroloğunuz da söylemiştir, bir süre alkolü bırakmanız gerekli....
Hasta: Aaaa... Beni bütün gün aç bırakın ama içkimi almayın... Yanlış anlamayın bağımlı falan değilim ama zorla almışım bekarlığımı zaten, şimdi de siz geri almayın, hehehe!!!
Uzm: (içinden;) İşteee en sevdiğim diğer cümleler geliyor şimdi de kulağıma... Bütün gün yemeyeyim ama içki içeyim, aç bırakın ama her gün bir kez tatlı verin bana... Allaam sanki kurban pazarlığı yapıyoruz burdaa...Ayyyy ateş basıo gene bak.... tööbe tööbee....(dışından bu sefer, kibar, mesafeli ve yumuşacık bir sesle;) İlk iki hafta, deneme süresi Kuntay Bey... Buna performans diyeti ve uyum süresi diyoruz... Daha ilk iki haftayı bile önerdiğim şekilde geçiremez ve performans gösteremezseniz, ben sizi takip etmeyi kabul etmiyecem zaten... Başka bir uzman arkadaşa yönlendirecem... Yani özetle; bu işe emek verip, beni gerçekten zayıflamak istediğinize ikna edemezseniz, prensip icabı ben sizi kabul edemiyeceğim... (kocaman gülerek;) Pazarlık yok yani daha gelir gelmez....
Hasta: Vayy doğruymuş demek ki, demişlerdi de inanmamıştım.... Sisteminize saygı duyuyorum tabii ve şimdi acayipte hırslandım zaten, görün bakın 5 kilo verip gelecem...(en itici şekilde gülmeyi başararak;) Ama bir satışçı olarak söylemeden edemiyeceğim; yanlış bir pazarlama politikası bu....
Uzm: (içinden;) Şimdi herşey yerine oturdu, ancak bir satışçı bu kadar alerjik olabilir tabii ki de... (bu sefer dışından, gayet rahat bir şekilde;) Bu bir satış ve pazarlama taktiği değil zaten Kuntay Bey....(gülümseyerek;) İş ahlakı ve idealistlik...Seçme hakkı... (daha da pis gülerek;) Zaten satış politikası da bizde randevu yoğunluğuyla belirleniyor.... Fakat her türlü eleştiri ve önerilerinizi lütfen halka ilişkiler bölümümüze belirtin... Asistanım randevunuzla alakalı ilgilenecek sizinle.... (kocaman gülümseyerek;) Umarım iyi geçer....
Hasta: Bakın görün, en iyi hastanız olacam sizin... İzİn vermezseniz zayıflayana kadar içki içmiyeceğim..... (kendince çapkın çapkın gülerek;) Hedefi tutturunca belki beraber bir iki kadeh bişeyler içeriz.... İyi günler... 
Uzm: (içinden;) Bu satışçılar ortamda satacak hiç bir şey bulamazsa kendini satmaya çalışıyor ya, yuhh diyorum başka da birşey demiyorum... (dışından;) Size de iyi günler....

1.NOT: Kuntay Bey yola geldi,12kg verdi... Bana kendince!!! çapkın çapkın gülmeye devam etti ama benden tek bir yanıt aldı: "Göbeğinizden kurtardım sizi, artık gelmenize gerek yok......:)))))!!!!"
2.NOT: Kullanılan tüm isimler hayal ürünüdür...
3.NOT: Dahası?? Bilmem, tadında kalsın sanki...:))

the y.a.s.e











10 Aralık 2009 Perşembe

şişmanım, şişmansın, şişman...(1)

"..... Şişmanlamak çok kolay yaa, zayıflamak ne kadar zor"...
"...Su içsem yarıyo valla, durdu mu nedir benim metabolizmam...?"
".....Bu mübareğe de rabbim bir iştah vermiş ki bazen fil yesem doymiyacakmışım gibi geliyor, elimde değil...:))"

Diyet yapmanın tüm detaylarını, zorluklarını, inceliklerini vs. vs. birçok insandan çok daha fazla biliyorum.... Nedense insanlar konu zayıflamaya geldiği zaman sihirli bir değnek yada mucizevi birşey olsun istiyorlar... Ne yazık ki tıp henüz bu kadar ilerlemedi...:)))) Ben kendim, mucizeyi bulan ilk uzman olmak istiyorum hep içten içe...:) ama henüz ben de pek muvaffak olamadım:((((

İnsanların, nasıl beslenecekleri, neyi yiyecekleri, neyi yemiyecekleri, neyi az yiyecekleri, ne kadar yiyecekleri, nasıl bir düzende yiyecekleri, egzersiz yapmanın gerekliliği, iradelerini nasıl geliştirecekleri, yemek yemenin psikolojik yansımaları gibi, normal kilolu olmanın gerçeklerine ikna olmaya karşı, inanılmaz bir defansları var... Bilerek veya bilmeyerek... Kendileri zayıflamak isteseler de, sağlıklarını kaybedip, kilo verme zorunluluğu artık kaçınılmaz hale gelse de savunmaya geçiyorlar.... Savunmaya geçtiklerinde de; hem yapılması gerekenleri algılamamaya, hem de çılgınca bahaneler bulmaya başlıyorlar....:)))


***Hareket etmekte zorluk çekecek seviyede şişman bir erkek hasta için yaklaşık 3000 kcallik oldukça yüksek kalorili bir diyeti anlatıp bitirdikten hemen sonra;

Uzm: Sormak istediğiniz her hangi birşey var mı?
Hasta: hmm.... (baştan sona inceledikten sonra..) Pekiii, ben bu yazdıklarınızı hangi öğünden sonra yicem?
Uzm: Hahaha...:))(yapmacık, ufak bir gülücük, şaka yaptığını sanarak..) Orda yiyeceğiniz tüm öğünler yazılı...
Hasta: Nası yani? Bu kadar mı? Yapmayın lütfen, benim dişimin kovuna kaçmaz bunlar... Aç kalırım.....
Uzm: Dişlerinizin kovuğunu biraz küçültüceğiz Sarp Bey...:)) hehehehe....:) ....başka türlü kilo vermeniz pek mümkün görünmüyor....Sabırlı olun, yavaş yavaş alışacaksınız.... Bir anda olmaz zaten ....
Hasta: Yani bu durumda ben lahmacun yemiyorum?
Kızarkadaş: Yok artık, pes... sorduğun soruya bak!!!
Uzm: Evet...
Hasta: Peki kokoreç, dürüm, sucuk falan et yerine geçer mi?
Kızarkadaş: İnanmıorum sana ya, neler soruyorsun hala, öleceksin yemekten en sonunda...
Hasta: Ben bunları yemezsem ölürüm esas, hep senin yüzünden zaten... Sürükledin beni buralara, her bişey çıktı.... Bilmesem hala rahat rahat yiyor olurdum şimdi....
Kızarkadaş: Tebrik ederim Sarp, hayran oldum bilincine....Bravo!!!
Uzm: :)))) Az önce bunları yiyemiyeceğinizi söledim zaten....Sakin olun, bir başlayın önce bakalım...
Kızarkadaş: Sessizliğin içinden bir anda koparak; Bana teşekkür edeceğin yerde, neler sölüosun....Bıraksaydım da bir gece uykunda tıkanıp ölseydin daha mı iyiydi?? sonrasında bana dönerek; nası horluyo geceleri, başka odaya gitmek bile çözüm olmuyo!!!!
Hasta: Hiç birşey sölemeden kızarkadaşa delici bir bakış attıktan sonra; Rakı da yok?
Uzm: Evet Sarp Bey, yok...!(içinden; fesubhanallaaa) Yiyebileceklerinizi-içebileceklerinizi yazdım zaten, yazmadıklarım toptan yiyemiyecekleriniz....:)))
Hasta: Ulan Gizem, hep sen açtın bunları başıma ...(Gizem zorla check-up'a getiren kızarkadaş.... check-up sonrası benim elime düştü...:) Neyse, biz sizin kıymetli vaktinizi daha fazla almayalım, 2 hafta sonra görüşmek üzere....İyi günler, hehehehe:))(bir yapmacık gülüşte hastadan..)
Uzm: Sizede...

***Kolesterolü, şekeri, tansiyonu, karaciğer yağlanması olan gayet şişman bir sosyetik hanım ama hiçbirisini kabul etmiyor, yaşı da dahil olmak üzere....

Uzm: Kan tahlilleriniz oldukça ciddi bir şekilde kilo vermeniz gerektiğini söylüyor zaten, ama ben de bir kez daha tekrar edim....:))
Hasta: Ya inanamıyorum böyle olduğuna... İnanın canım, ben hiçbir şey yemiyorum... Siz bile benim yediklerimden daha fazla yiyorsunuzdur....
Uzm: (içinden tabii; ) "kimin ne kadar yediği ortada, zaten bana da "canım" dedin tek seferde 2 ofsayt" (bu sefer dışından;) "yine tahlillerinizden de anlaşılıyor ki; yemeden kilo alacak bir probleminiz yok... Medikal olarakta yemeden kilo almanız olanaksız...
Hastanın kızı: Yani anne insaf diyorum sana... Sen mi az yiyorsun? Ayol bir uykunda yemiyorsun desem yeridir... Susim karışmayim dedim ama dayanamadım Y Hanım... Sürekli aynı hikaye, wala yemedim, billa yemedim.... Nerden geliyor bu kilolar o zaman annecim?
Hasta: Aaaa terbiyesize bak, ben size herşeyi verdim birtek terbiye veremedim... Yiyorsam sanki senin lokmanı yiyorum... Yiyorsam da yerim sanane.... .çık çık çık.... Sus sen karışma!!! Ben de keyfimden burda dilim.... Yardım istiyoruz işte uzmanından.... Ya sabır rabbim!!!
Uzm: Doğru... Ben de yardımcı olmak için burdayım... Ama nolur kendi aranızda tartışmaya girmeyin, tartışacak bir durum yok, herşey ortada!!!
Kilo aldırdığını bildiğiniz halde, tükettiğiniz yiyecekler nedir diye soruyor formda, boş bırakmışsınız.... Hiç bir şey yok mu?
Hasta: Şekerim vallahi yok.... Zaten benim o kadar çok ödemim oluyor ki, bak şu anda da nasıl şişim.... Neden şişiyor olabilirim sizce???
Uzm: (içinden tabii yine;) şekerim de dedin, bu artık kırmızı kart alır...oyundan dışarı esasen!!!!
Hastanın kızı: Hay allahım bilmesem inancam, hahahha:)))) Sinirlerim bozuldu valla, pardon:)))) Ödemi varmışta, şişmişte.... ey yüce rabbim!!!! .....30kilo şişilir mi, alla aşkına anne???? ....hafta 8gün 9 hastanedeyiz... Yok tansiyonun fırlar, yok şekerin zıplar... Aaaa yeter ama kabul et artık yediklerine dikkat etmediğini.... Daha dün 2 tabak sarma yemedin mi? 3.'yü doldururken mutfakta yakalayıp zorla almış Yetiş elinden .... Y Hanım sizi de yanıltıyor şimdi...
-önemli not: Yetiş, herşeye yetişen ve hatta her seferinde hastaneye de yetiştiren yatılı hizmetçisi sosyete hasta hanımın...
Hasta: Bak şimdi, o Yetişte adı gibi her naneyi yetiştirir oldu sana!!! Kızım sarmadan nolcak yahu? Bir damla yağ koymadım ben onun içine... Sanki bilmiyor Yetiş yağsız olduğunu....
Hasta: Annecim, niye tansiyonun 16ya fırladı o zaman... Niye geldik hastaneye, niye dün akşamdan beri burdayız?
Hasta: Ayol ben dün konkende çok ütüzdüm, ondan....asabi tansiyon benimki... Zaten ondan o kadar yedim, hırsımdan.....
Hastanın kızı: Aaaa tabii, bizde yok yok Y Hanım.... Siz şimdi tabii, yürüyüş falan da önereceksiniz... fakat konken masasından kalkıpta su bile almaz kendisi, bırakın yürümeyi.... Zavallı Yetiş, onu da yıldırdı....
Uzm: (içinden;) "Anaaam hikayeye bak, film olur!!!" (bu sefer dışından;) Neyse önce bir taburcu olun bakalım... Asistanım sizi telefonla arayıp yarın için poliklinik randevusu verecek...detaylıca anlatacak herşeyi.... (kızına dönüp;) Yanlış anlamayın ama siz gelmeyin lütfen, fakat kartımı size versin asistanım, gözlemlediklerinizi telefonda benimle paylaşın... Bu şekilde bir yardımım dokunmaz...
Hasta: Al bak herkes anlıyor senin çaçaronluğunu.... Ben bilmem mi o Yetiş'e yapacağımı... Nankör!!! Siz görün siiiiiz, inadınıza manken gibi olmazsam ben de!!!
Uzm: Hayır efendim, ne münasebet... Ben kızınızla iletişimde olmanın bana çok yardımı olacağını düşünüyorum fakat sizinle aynı ortamda değil.... Zarif kızına dönerek; siz müdehale ettikçe, ben etkili olamam.... Lutfen bu konuda söz sahibi tek kişi ben oliim...doğru aktarabildim umarım...
Hastanın kızı: Tabii tabii, endişeniz olmasın... Çok iyi anlıyorum.... Kafanızı şişirdik, kusura bakmayın...
Uzm: Rica ederim, geçmiş olsun.. Hastaya dönüp; sizinle de yarın görüşmek üzere.....

--*--*Kullanılan tüm isimler hayal ürünüdür.... Devamı var! az az, dozz dozz gelecek:)))))



the y.a.s.e.

7 Aralık 2009 Pazartesi

nergis zamanı

Sabah işe gelirken baktım ki köşedeki çingene kız, doluşturmuş saksıya nergisleri, bütün sokak mis gibi kokuyor... Her yıl beklerim nergislerin çıkmasını.... En sevdiğim, en temiz kokulusudur çiçeklerin benim için...

Dupduru görünür; canlı ama saf, renkli ama sade... Kokusu hem çok şatafatlıdır hem de bir o kadar doğaldır... Nergis mevsimi geldimi, şansım dönmüş demektir... Yeni bir başlangıç, huzur demektir... Dertler bitmiş demektir, bir süreliğine... Çocukluğumu hatırlatır bana, bir de çok güzel bir kızla, dünyanın en masum, erkek çocuğunu hatırlatır... Çocukluğumun en iyi arkadaşları gelir aklıma... İçim sızlar, sonra sıcacık olur tekrardan... İlk aldığım demeti kendim için, ikincisini onlar için alırım... Buketi tutar tutmaz, ilk çocukluğum için koklarım... Kocaman bir nefes çekerim içime...

Dünyanın en komik dörtlüsüydük biraradayken... Hem çok eğlenirdik, hem çok tepinirdirdik beraberken... Karanlık saklambacı, en favori oyunumuzdu... En çok onu oynardık evdeyken... Tüm ışıklar kapatılır, hakiki karanlık... Ebe oldun mu birkez, bul bulabilirsen saklananları da kurtul ebelikten mümkünse...:))))Bir keresinde 2 saat ebe kaldığımı hatırlıyorum... 6 yaşındaydım daha, sinirlerim bozuldu en sonunda, eziklikten ağlamaya başladım... Annemler dahil herkes gülmekten bayıldı benim halime...:)))) Birtek abim gülmedi, aksine çok acaip sinirlendi ağlıyorum diye... "Mızmızlanma, her oyunda ağlıyosun böle, rezil ediyosun beni!" dedi... Susmuşum... Çocukken çok önemliydi onun gözüne girmek ne pahasına olursa olsun...:))) Sonra her zaman ki gibi Berk koştu yardımıma... Ondan sonra ki tur, bilerek ebelendi de, bende bir iki kez saklanabildim:))))

Bige, Onur'dan 1 yaş büyük, Onur da benle badim Berk'ten 2yaş büyük... Bende Berk'ten 20 gün büyüğüm... Biz çok iyi arkadaştık, hatta yapışıktık... Bigeyle Onur da çok iyi arkadaştı ama aralarında inanılmaz bir rekabet vardı... Bu rekabeti de bizim üstümüzden savaştırırlardı... Benle Berk'in... Yani; küçük kardeşlerin...

Üllöz, minicik, kupkuru bir çocuktum ben...:))) Berk'te pehlivan gibiydi....:))) yani; kodumu oturtur kıvamında...:))) İkimizde çok munis çocuklardık... Ama büyükler.... Tabir yerindeyse ikisi de birbirinden fırlamaydı... Nasıl doğdu bu oyun, yaratıcısı kimdi hiç bir zaman dile dökülmedi ama "kardeş çarpıştırmaca" en popüler ikinci oyunumuzdu!!! Her ne kadar benim olmasa da...:((
Oyun şu şekilde oynanıyor; 2 büyük kardeş, küçük kardeşlerle yüzyüze dönük durur ve tırnakları birbirlerinin avuçlarının içine geçecek şekilde elele tutuşur.... Küçük kardeş, geriye doğru büyük kardeş tarafından savrulur ve allah ne verdiyse tüm gücüyle aynı hareketi yapan diğer büyük kardeşin küçük kardeşine, çarpılır.... Bu çarpışmalar, küçük kardeşlerden birisi ağlayıncaya kadar devam eder... "Dur, yapma, yeter!" ile bitmez yani... Ağlayan küçük kardeş ve büyüğü kaybeder... Oyun karşı takımın galibiyetiyle son bulur... Yani; kimin canı daha çok yanar, "yandım anam, yetti gayrı!" diye cayar ve ağlamaya başlarsa kaybetti....Takım olduğumuza göre büyük kardeşte kaybeder tabii... Canımın yandığı yetmezmiş gibi, bir de ağlıyorum diye deli abim tarafından sözlü olarak tartaklanırdım...:)) Şimdiii; tüm çocukluğumuz boyunca, benim ağlamam ile sonuçlanan bu oyunla ilgili kendimi aklamak istiyorum... Beni hem öküz gücü olan abim, savurup çarpıyor, hem de yine gücü kuvveti yerinde başka bir erkek çocuğuna çarpılıyorum...!!!:))) Baştan sona siklet adaletsizliği, mızmızlıkla alakası yok, ayrıca gerçekten kanımın son damlasına kadar savaşırdım ben:)))

Oyun bitimlerinde "nası da yendik" diye, Bige Onur'u iyice kudurtur, Berk'te yanıma gelir beni teselli ederdi: "aalama yassor..:(( ....bi daaa oynamayalım bu oyunu, ben senin canını yakmayı hiç istemiyorum....:((( " Canım benim, ne kadar özlüyorum çocukluğumuzu, paylaştığımız herşeyi... Her seferinde çaresiz yine oynardık, sadist oyun; kardeş çarpıştırmacayı.... Büyük kardeşlerin karşı konulmaz üstünlüğü!!!

Anne-babalara ispiyonlamak söz konusu değil... O zaman gruptan süresiz ihraca mahkum edilirsin ki, dayanılmaz bir acıdır bu bir çocuk için... Annemler bu oyunu duyduklarında artık hepimiz kocamandık... Ne kadar gülmüştük o gün hep beraber, ma aaile...

Yine soğuk ama güneşli bir kış günüydü... Kahvaltı etmiştik hep beraber asmanın altında... Bahçedeydik, masada nergisler... Yine nergis zamanıydı... Her yanı mis gibi nergis kokusu almıştı....


the y.a.s.e.

4 Aralık 2009 Cuma

...a.ş.k.

"....sevgilimden ayrildiğimdan beri salondaki kanepede yatıyorum..." diye anlattı eşcinsel bir arkadaşım.... eşcinsellerin aşkını, önceleri ezber bozucu, akıl karıştırıcı, iç gıcıklayıcı buluyordum itiraf ediyorum... sonradan yakından şahit oldukça ve önyargısız düşündükçe, gerçek aşkın ta kendisi olduğunu gözlerimle gördüm... çaresizce kabullendim, inandım....

.... aşkı aşk yapan tüm duygular homoseksüalitenin ağında sıkışmış vaziyette.... platonik aşklar, uzun bekleyişler, sabır, gözü açık sayısız hayal kurmalar, tanışmaya çalışmalar, konuşabilmek için sonsuz uğraşlar, flörtöz bakışmalar, emek, tekeşlilik, onsuz yapamamalar..... bunların hiçbirisi biz heteroseksüellerin yanına bile yaklaşamadığı duygular artık, bırakın yaşamayı... !!! iki, üç hafta yaşayanlar vardır belki bu duyguları, onları da ben kale almıyorum.... yanılsama, şartlanma bütün bu kısa süreli duygu yoğunlukları ....

.... duygu gittikçe azalmaz benim inandığıma göre... aksine hissettikçe çoğalır, çoğaldıkça sarar insanı, dağ gibi büyüyüp, ateş gibi kalbini yakar... birbirine dokunurken aşıklar, dokunuşlar aklını başından alır... seks değil, aşk yaparlar sevişirken... alev alev, hiç bitmesin diye yakarırlar içlerinden...

.....homoseksüeller böyle yaşıyor işte, aşkı.... görüntüsü bizden farksız, hissiyatı farklı... gerçekten kaptırıyorlar kendilerini aşka, tamamen bırakıyorlar, teslim oluyorlar... onların aşk gezegeninde, hırs yok, gurur yok, kibir yok, gösteriş, yapmacıklık, menfaat yok, sınıf atlama yok!!! birbirlerinin ne iş yaptığı, ne kadar para kazandığı yok... dışardan nasıl görünüyorlar, o-bu ne dedi, kim daha güçlü savaşı yok.... !!!!!
.....şefkat var, herkese meydan okuma, aidiyet var, sadakat, bağlılık var, her koşulda beraberlik var, aşk var.... gerçek aşk... taa ki; o kalplerini kor kor yakan aşk, sönünceye kadar....

.....bende sevgilimden ayrıldığımdan beri salondaki kanepede yatıyorum aslında... onsuzluğa çoktan alıştımda, yalnızlığa alışamadım.... ne zaman yalnız olmamaya alıştım, hatırlayamadım.... üzüntüm sinire, sinirim hırsa, hırsım hissiyatsızlığa kavuştu bile... arkadaşım, çektiği acı ile yüzleşirken, bende yaşadığımın ne kadar yalan olduğu ile yüzleştim.... ayrılmak değil ama inanmadıklarımın içinde kaybolmak üzdü beni... yalanların dolanların içinden sıyrılamayışım, ruhumu saklayışım, sıktı canımı... hemde çok... o hüngür hüngür ağladı omuzumda....bende sadece kıskanarak oturdum yanında.... aşk acısı çekiyordu...
üzücü ama, % 100 gerçek aşk acısı.... hayatta doğru düzgün hiçbir şeyi kıskanmayan ben, tuttum adamın acısını kıskandım.... sonra da kendime acıdım...

.....hani aşktı insanın evrende tek aradığı... hani herşey araçtı da, birtek o amaçtı... aşktı insanın asıl aşı, tek telaşı... ruhun ilacıydı hani aşk... hasretti, hayaldi, istekti, beklemekti, görmemekti, bilmemekti.... ben bunlara inanıyordum hep.... noldu da ben vazgeçtim aşkı aramaktan?... niye teslim oldum...? .....ne zamandı acaba beklemekten vazgeçtim de, kendi kendime ihanet ettim....?

.... farketti benim orda olduğumu ama aslında olmadığımı.... sustu biran... gözlerini sildi; "üzülme" dedi.... "ben sıramı savdım diye üzülüyorum, sen de sıranı bekliyorsun diye sevin, ümitsizliğe kapılma sakın... aşkın tek sevdiği umut, tek çekincesi komuttur.... " dedi.



the y.a.s.e.

2 Aralık 2009 Çarşamba

miş miş, muş muş...

.......evvel zaman içinde kalbur saman içinde bir adam varmış... heybetli, büyükçe, hatta kocaman bir adammış... gün olmuş aşık olmuş, ya da aşığım sanmış....olmamış, yapamamış, ayrılmış... günlerden yakın bir gün tekrardan aşık olmuş... ya da aşık oldum sanmış.... yine olmamış, ayrılmış.... hemen ayrılık sonrasına denk gelen günlerden bir gün yine aşık olmuş... ya da çok aşık oldum sanmış... ama yine olmamış...hepte yanlış ilişkiler bu adamı bulurmuş.... bu kadar şanssızlık olurmuymuş... bu adamın zaten işi hiç rast gitmezmiş... hep yanlış kadınlarla karşılaşırmış... zaten çocukken annesi ile babası da ayrılmışmış... bu sebeple 40 yaşında bile her türlü aptallık derecesinde hata yapabilme hakkı varmışmış...zaten kader ona hiç gülmemişmiş...


......şimdi bu kısmetsiz adam baş kahramanımız olsunmuş... birde senaryoya filmin diğer karakterlerini ekledikmiydi herşey tastamam olur... filmin diğer karakterleri; kadın, tahmin edebileceğiniz gibi...3 ayri kadin.... birisi "ex wife", ikincisi "x sevgili" ve diğeri "the last x sevgili"...

......şimdi bu adam boşandıktan sonra,( tabii ki karisina da diğer kadınlara duyduğu gibi eşsiz, biricik, tanımsız bir aşk ile bağlıymışmış... hiçbir zaman, "olurda bu kadin gün gelir artık benim deliliklerime dayanamaz, beni kapının önüne koyar, iyisi mi hazır işler sarpa sarmışken ben B planımı hazırda tutayım" demezmişmiş) birinci x sevgilisine aşık olmuşmuş... daha tazecik boşanmasına rağmen doğru kızı bulduğuna ikna olmuş ve hiç ürkmeden, korkmadan yeniden evlenmek istemişmiş... kız istememiş, garip bulmuş... "git dolaş, eğlen, hayatı tat, sonra zaten birini bulur evlenirsin" demiş... ama adam haşaa!!!! hakaret kabul etmişmiş bunu, olur muymuşmuş?, yoksa kızın gözü başkalarında mıymışmış?, aradığını bulmuşmuş, yolun sonu buymuşmuş...


......kız yememiş bu numaraları tabii....ama adam elini çabuk tutmuşmuş, oyunu doğru oynamaya çalışmışmış... kızın annesiyle tanışmışmış, zorla.....kızın ailesi koca adamı istememiş......burdan umduğunu bulamayan koca adam, kendi annesiyle tanıştırmışmış bu sefer kızı.... yine zorla....bu da pek sonuç vermemiş, yetmemiş .... mücevherlere başlamışmış.... kıza pırlanta bi kolye almışmış...3 taşlı, büyükten küçüğe sıralı.... kolyeyi takarken kızın zarif boynuna; "bunun yüzüğünü parmağına takma şerefini bana ne zaman vereceksin?" demişmiş.... kız sessiz kalmış... zaten aralarında biraz da yol varmış...geçici bir süre içinmiş bu yol ama...yine de bunu fırsat bilerek koca adam, zaten C planına geçmişmiş...bu sırada the last x sevgilisine çalışmaya başlamışmış...


....the last x sevgili, biraz yaman çıkmış... Baştan anlamış bir anormallik olduğunu.... amma velakin, kadın yüreği işte bir şans vermiş... ama olmamış, yürümemiş... tamam demiş kız... itmeye, kakmaya gerek yok, olmuyorsa olmuo... ayrılmış... koca adamın aşkı! iyice pekişmiş bu kesin tavır karşısında... başlamış ısrarlara, sayısız aramalara... olmazmışmış, onsuz yapamazmışmış.... aşkı bulmuşmuş... yürüyüp gitmesine göz yumamazmışmış.... 40 yaşında aşık olmak inanılmaz bir mucizeymişmiş... öyle demiş, böyle demiş kızı bildiğinden caydırmış, ikna etmeyi başarmış.... hiç eksik olmamış kavga hayatlarından... ama her ne olursa olsun, koca adamın en iyi bildiği şey özür dilemekmiş.... hep ikna etmiş kadını, canlı tutmuş aşkını... ama olmadı mı yürümeyen eşşek yürümezmiş... birgün gelmiş ne olduysa, ikna edememiş, kandıramamış the last x son sevgiliyi... napim napim diye düşünmüşmüş.... eski defterlerini karıştırmaya karar vermişmiş.... başlamış diğer x'lerini aramaya....


.....akılsız ex wife atlamış zaten direk....başlamış çalışmaya, ufak ufak tekrarlara geçmek için yalanmaya... akıllı x sevgili, almış bunu ablukaya... bu meşhur büyükten küçüğe sıralı taşlı kolyeyi görmüş the last x sevgilinin boynunda... bu arada koca adam, the last x sevgiliyi de koymamış bir kenera... nolur nolmaz devam etmiş ona da yazmaya... x sevgililerin çifti de pek akılllı çıkmış, birleştirmişler parçaları, bulmuşlar zatlarını... tanışmışlar, oturmuşlar konuşmuşlar, anlamışlar bir delinin elinde maymun olduklarını.... meğer aynı laflarla takmış, aynı hediyeleri zarif boyunlarına koca adam... üzülmüş ikisi de ama sonra komik gelmiş olanlar üzücü olduğundan daha çok...


...... koca adam tüm bu olanlara doymamışmış.... daha da karışıklık aramışmış... yalanlara başlamışmış....birine birini, diğerine ötekini anlatmışmış... tabiki atmışmış....sevgililerin ikisi de dediklerinin bir tekine inanmamış.... sıra kolyeye gelince tutturmuşmuş koca adam... farklı kolyelermişmiş onlar... iki tane almışmış... aynı kolyeyi takmamışmış... iki x sevgili kadın anlamış... koca adam hastaymış... ikisi de koca adamı fırlatmış.... koca adam napsın....? başlamış kendinden medet uman zavallı ex wife'a sığınmaya... sığınmış, sığınmış ama bi türlü sığamamış... hala sığmaya çalışırmışmış....onlar ermiş muradına biz çıkalım kerevetineymişmiş.....

.......gökten 3 elma düşmüş... 3ü de adamın kafasına.... birini saklamış, yemiş olmamış..... ötekini soymuş yemiş olmamış... diğerini sıkmış yemiş olmamış.... en son kalan posaları yemiş, o da sıkıntı yapmış... ama olsun öyle yada böyle layığını almış.... !!!



the y.a.s.e.

1 Aralık 2009 Salı

minik kadın

....minik bir kadın var hayatımda...

güzel elleri var, sanatçı gibi... ama ne resim çizebilir, ne de piyano çalabilir... sanki kusursuzca bunları yaparmış gibi görünür kalem parmakları... kalem tutar, o kalem gibi parmaklar... şahane yemek yapar... eğer sayılırsa sanattan, tablo gibidir yemekleri... şefkatle sever o elleri beni ve en az benim kadar kıymetli diğer yüzlerce bebesini....

....boyu küçük, kalbi büyüktür... "yerin altinda benim diğer yarım!", der... yani boyu da uzunmuş aslında...:))) kocaman gözleri var, ışıl ışıl... bir de kocaman gülümsemesi... hem bilir öğretir, hem dinler öğrenir bir aklı var... iyi huyludur, niyeti gibi... insanın aklından kötü söz geçmez, ağzından kötü laf dökülmez olur mu? geçmez de, dökülmez de onun... "gülmek kadar insana iyi gelen şey yoktur" der hep beni güldürürken..."terapilerin en hası gülmek, iyiliğin tek tanımı güldürmektir" der...

....herşeyi sever, olduğu gibi kabullenerek... kabullenemiyorsa hor görmez, hoyrat davranmaz, ezmez.... uzak tutar kendinden usulünce, üzmeden, kırmadan.... çocukları da büyük insan gibi sayar... alır karşısına, konuşur, hal hatır sorar... karşılık beklemez hiçbir şey için..."sevgiyle yaptım" der, "isteyerek", "lafına bile gerek yok luzümsuz teşekkürlerin" der... hissettirir seni sevdiğini iliklerine kadar... gurur duyduğunu da söyler, yanlış bulduğunu da... doğru sözcük seçer uyarırken.... hoş sohbeti, neşesi, huzuru ile belli etmeden... ve komiktir, hem de çok komik... şahane taklitçidir... hayata alaycı, dalgacıdır... şarap sever... çakır keyif olup, kahkaların etrafa sinmesini sever...

...belki her konuda tecrübeli değildir ama çok iyi bir dinleyicidir... seni düşünmeye zorlar sükunetiyle, doğruyu bulmaya zorlar... kendini en az üzmeye zorlar sebep ne olursa olsun.... kibirli değildir ama beğenir kendini, tam görmez fakat...bilmek ister eksiklerini, düzeltmek.... tam olmak için değil, hatalarını eksiltmek için... her yeni güne başlarken sabırla, candan, mutlulukla başlar... arar, sadece iyi günler dilemek, seni seviyorum demek için... birşey istemek için değil...içten sorar "nasılsın, iyi misin, birşey ister misin?" diye...

.....sitem nedir bilmez... sevmez de... "kalpler bir olsun" der, "gerisi hikaye..." sever okumayı, fikir sahibi olmayı...mümkün olan herşeyi okur... şiir sever, güzel bir müzik... tiyatro sever birde, hem de çok sever... sanat icra edemez belki ama sanatı sever, teşvik eder... hiçbir zaman naz etmez... tersine naz çeker, nazlandırır, şımartır... kullandırmaz kendini lakin, saftır ama çokta akıllıdır...

...hassastır... kadın gibi; yumuşacık, naif, zarif, narindir... aşıktır o gür sesli, uzun adama, hala itinayla...

...miniciktir, biricik, bitaneciktir, evimizin komiği, kalbimin-aklımın tek modelidir..."diil 30, 60 yasına da gelsen, benim mis kokulu, biricik, minicik bebeimsin" diyen annemdir....



the y.a.s.e