26 Ekim 2010 Salı

işim olmaz!

23 Ekim Cumartesi...

Saat 17:00. Yorgun argın işten gelmiş elimde kitap pencerenin kenarındaki koltukta bir gözüm açık, diğeri kapalı kitap okuyorum. Cep telefonum çalıyor. Bilmediğim bir numara…
……..

Alo?
Nasılsın Hanım Kız? Tandın mı? Benim Mikail Abin..

Ara not: 3 yıldır aynı apartmanda oturuyorum. Tanıştığımız günden beri yönetici beyle aramızda “Ben senin bir ağabeyin sayılırım” arabeski geçiyor. Niyeyse? Neden abim olacaksa? Niye abi diyeceksem? Bilemedim. Hep Mikail Bey dedim. Tek bir gün abi demedim. Demiyeceğim! Hiçbir zaman samimi davranmadım. Ama muvaffak olamadım. Bazen fark edip, Yasemin Hanım diyor. Bazen sadece Yasemin. Bazen Yasemin Kardeşim. Hala başladığımız noktadayız. Eğer “Hanım Kız’ı” saymazsak.

Yase içinden; Hay tanımaz olaydım! Dışından; Tanıdım evet buyurun ne vardı?
Benim benim… Apartman yöneticin.
Yase içinden; Hay allahım başladı yine. Tanımadım desem ne cevap verecek acaba?
Dışından; Dinliyorum…

Yarın evde misiniz?
Yarın Pazar evde olmam.
Şimdi ben yarın usta getireceğim sizin eve. Sizden alt kata su damlıyormuş ya. Yaptırmazsak hem seni, hem yönetimi dava edecekmiş Hayri Bey.

Siz beni sinirlendirmek için mi sürekli böyle davranıyorsunuz? Klimadan damlıyor diye tutturdunuz. 3 kez usta çağırdım. Boşu boşuna para verdim. Sonunda meydana çıktı ki su benden değil iki kat arasındaki borudan akıyor. Hem ne o öyle tehtitkar tehtitkar konuşmalar? Ben de delirim kavga mı edelim istiyorsunuz? Alla Allah ya! Esas ben, gece gündüz, tatil, pazar demeden bangır bangır müziği açıp başımı şişiren kızlarını şikayet edecem.
Sakin ol Hanım Kız. Bir ağabeyin olarak benim sana önerim yarın gelelim yarım saatte yapalım. Ustayı çağırdım ben. Hem siz para da vermeyeceksiniz.

Mikail Bey. Anlatamıyorum galiba. Yarın Pazar. Ben Pazar günü evimde usta, aşçı istemiyorum. Hem diğer komşulardan da ayıp. Pazar günü yapılmaz bu işler. Ayrıca apartmanın borusunun parasını siz vereceksiniz tabii. Lutfediyorsunuz başıma. Yok ben mi verecektim bir de? Pazartesi kadın var evde istediği saat gelsin, yapsın. Kadın da temizler arkasından.

Yav Hanım Kız niye böyle yapıyorsun? Bak parasını yönetim verecek diyorum sana.

Yase içinden; Allahım sen bana sakin olma gücü ver Yarabbim! Dışından; Siz verecekseniz bana 3 kez boşuna çağırdığım servis ücretini verin. Para mara mühim değil hem benim için keşke para versem de düşseniz yakamdan. 3 pazar beni eve bağladınız. 2 kez hastaneden eve getirttiniz. Bela mısınız nesiniz ya? Kendi evimden kaçar oldum.

Hanım Kız bak sakin ol. Ben Pazar sabah 10'da ustayı  getirecem. Yarım saat sürer işimiz. Sonra her şey tamam.

24 Ekim Pazar sabahı….

Sıkıntıdan saat 7'de hortladım. Saat 10:30'a kadar bekledim. 10:30'da evden çıktım. Aslında kaçtım daha doğru bir kelime. Telefonumun sesini kıstım. Saat 10:35'ten saat 12:45'e kadar dakika başı, taciz edercesine aradı Mikail ağabeyim! Telefonumun bir damla şarjı kalınca, artık kapattım. İçimde bütün bir gün sıkıntı vardı ama kahvaltı ettik Boğaz’da, yürüyüş yaptık, kahve içtik, saatlerce gazete okuduk. Öğlen yemek yedik. Özetle; Şahane bir gün geçirdim içimdeki sıkıntıyla beraber. Akşam 6'da eve girdik Telefonumu açtım. Ohh dedim. Ne güzel oldu, iyi ki de böyle yaptım. Kimse zorla bana bir şey yaptıramaz! Canıma değsin.

Maç henüz başlamış ve biz karşısına kurulmuştuk ki kapı çaldı.
Mikail Bey karşımda… Aaaaa!!!

Sırıtarak; Hanım Kız bütün gün seni aradım. Bir ağabeyin olarak; sana bu yakışmadı.

Yase içinden; Hala Hanım Kız diyor yaaa… Sen taktir etmesen de olur beni kıl! Dışından; "Saat 10 da geleceğiz" dediniz. "Yarım saat sürer" dediniz. Bende 10:30'da çıkacakmış gibi kendimi ayalardım. O saatte de çıktım.

Hanım Kız biz ustayla aşağıdaydık. Saat 8 buçukta geldi de. Hanım Kız’ı uyandırmayalım dedik.

Mikail Bey 10'da gelecez dediniz ne demeye aşşağıda bekliyorsunuz?. Gelmediniz, şansınızı kaybettiniz. Bir daha da Pazar günü için benden bir şey rica etmeyin zaten. Yarın gelsin yapsın, kadın var evde… Geçen 2 cumartesi haber bile vermeden beni ekmenizi de ben size yakıştıramadım!

Peki Hanım Kız, siz maç izliyordunuz galiba. Yemek mi yiyordunuz yoksa? Bu arada kafasını içeri doğru uzatarak kim var kim yok diye bakıp, arkadaşıma selam verdikten sonra…. Yine kıs kıs sırıtarak; Oldu Hanım Kız. Yarın gelsin yapsın adam. İyi akşamlar.

Yase; Hıhı deyip kapıyı kapatır. Kıl herif! Taşınacağım ben buradan! Hasta bunlar be!

25 Ekim Pazartesi günü usta gelmiş. Evde işi 4 saat sürmüş.

Gülüyoruz ya böyle şeylere. Beni güldürmüyor artık. Sinir ediyor. Siz, sen, hanım kız, kardeşim, abi, abla karmaşası devamlı. Karışıklığa gerek yok oysa. Resmi ilişki, siz, hanım, bey ile olur. Samimiyet karşılıklıdır. Senin samimi bulman yetmez. Karşı taraf seni samimi görmüyorsa samimiyet yoktur! Nokta!
Samimi değilsen eğer bu tabirler yavşaklık olur ve nezaketsizlik. Nokta.!

Böyle kafasını uzatıp hayatıma bakanları sevmiyorum. Kim olduğunun bir damla önemi yok. Bu taciz etmektir. Söz hakkı almadan konuşmaktır. Gevezeliktir. Gereksizdir. Nokta.!

Sözünde durmayan, kendi ağzından çıkan söze kıymet vermeyen, zamanın önemini anlamayan, nezaketsiz, incelikten yoksun, özel hayat nedir bilmeyen odun gibi bir millet bizim halk! Köyden şehre gelenler şehirlileşemediği gibi şehirlilerde köylü oldu. Bunu kim sempatik buluyorsa benden uzak dursun. Doğru bulmuyorum, hoş görmüyorum. Gıcık oluyorum! Gıcık! Geç gelsin mazur gör, hadsizce laf etsin mazur gör, yavşak yavşak espiri yapsın mazur gör, siz diye hitap et sen desin mazur gör. Görmem. Ben görmem. Mesafeyi severim ben. Mesafemi de koyarım herkesle. Herkesle anladığı dilden. En yakınındakini bile istemediği olur insanın. En uzağa gideceksin o vakit. Kimseye "sanane!" dedirtmedim şimdiye kadar kendime. Burnu, kafası çok uzayana uygun bir dille "sanane" de derim, hiç zorsunmam. Herkes bir silkinsin kendine gelsin! Bu ne böyle vıcık vıcık! Hiç işim olmaz...

the y.a.s.e.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder