17 Ekim 2010 Pazar

Uyum

Yataktan yürüyüşe gideyim diye çıktım, gözüme laptop ilişince şunu yazmadan gitmeyeyim diye yapışıp kaldım. Bir arkadaşımla sohbet ederken ağzımdan döküldü; Bence bu devir layık olmama devri. Herkes ucundan kıyısından layık olmadığı bir durumda diye... Nasıl mı? Layık olduğu kadar mutlu olmayanlar, layık olduğu adamı bulamayanlar, layığından çok aşşağıda kadınlarla kalakalanlar, layık olduğu parayı kazanamayanlar, ailesine layık bir evlat olamayanlar, eğitimine-görgüsüne layık davranmayanlar, layık olduğu aşkı bulamayanlar, layık olduğu noktalara gelemeyenler...

 Geçenlerde orta yaşlarda ama hala genç görünen bir hanımla tanıştım. Zarafetine, nezaketine, güzelliğine, sadeliğine hayran kaldım. İçten içe o kadar beğendim ki kendimi ben nasılım acaba? diye aklımdan test ederken yakaladım. Bir sonraki karşılaşmamızda eşiyle de tanışma şansım oldum. Aman yarabbim dedim. Bu nasıl olabilir? Bu iki insan birbirini öldürür mutsuzluktan. Olamazlar. Yapamazlar. Adam kıro değildi, hayır. Çarpıcı şekilde dikkat çekecek bir falsosu da vardı sanmayın. Aksine o da en az eşi kadar dikkat çekici bir tipti. Yakışıklı, tertemiz, bakımlı. Kadın ne kadar zarif ve narinse, adam o kadar akıllı ve kararlıydı. Duruşu, bakışı, tavrı o kadar nettiki insana rahatsızık veriyordu. İçindeyken detaylarıyla düşünüp, ince ince hesapladığımız halde çözümleyemediğimiz her denklem, dışardan tek bakışla çırıl çıplak görünür, çözülür ya... İşte aynen öyle... Olmamışlardı. Keten pantolonla deri ceket gibi. Uyumsuzluk işte. Tanımı yok. Niyesi yok. Nasıl beyaz gömlekle siyak pantolon oluyorsa, deriyle keten de olmuyor.

Dün ikisinin de en güzel taraflarını almış kızlarını gördüm. Aklımda uzun zamandır döndürdüğüm bir soru cevaplandı. İş üretmeye geldiği zaman çok akıllı olacaksın. Kadınsanda erkeksende... Uyumsuzluk en büyük çiçeğini çocukların üstünde açıyor çünkü. Aşk, meşk, güzelliğin esamesi okunmuyor anne baba oldun mu! Bebeğine baba veya anne olarak seçtiğin insana ne kadar SAYGI duyduğun çok önemli bir mevzu. Saygı derken öyle hepimizin ağzına sakız ettiği gibi ben sana saygı duyuyorum şeklinde değil tabii. Bir insanı aklen saygıya değer bulmak, fikirlerini takmak, hayata bakışını, hayatı için seçtiği yolu beğenmek, onu kendin kadar ciddiye alabilmek, senden bir adım önden olduğunu kabul edebilmekten bahsediyorum. Çiftler birbirlerini adım adım takip ediyorlarsa, hayatta birbirlerinin ensesinde ilerliyorlarsa, ben ona UYUM diyorum. Bu aynı yolda yürüyüş samimi olmalı ama. Biri diğerini yakalamak için ya da öteki diğerini çekiştirerek ite-kaka, öğrete yapıyorsa değil. Kişiler her koşulda o yolu kendi yolu olarak seçeceklerse zaten, onun adı UYUM.

Her kafamı kaldırıp baktığımda görüyorum... Mış gibi yapıyoruz. Rol kesiyoruz. Hepimiz uyumsuzluk içinde yaşıyoruz. Kör sokaklara dalıyoruz acaba bir yere açılır mı? diye umut ediyoruz. Açılmaz. Ama aramızdaki uyumsuzluk iyiden iyiye açılır...

the y.a.s.e.

1 yorum:

  1. Harika bir anlatım, aklına sağlık. Allah kör sokaklara dalanların yardımcısı olsun, gözlerini açsın, akıl, fikir, şuur versin :)

    YanıtlaSil