12 Ocak 2010 Salı

elimin hamuruyla tamir

Cumartesi günleri işe gitmek geçekten kabul etmesi zor bir gerçek. Çalışmaya başlayınca bile o günün cumartesi olduğu aklımdan hiç çıkmıyor. Bir yandan devamlı çıkınca ne yapsam diye düşünüyorum.

Geçen cumartesi son iki randevum "haber vererek" randevularına gelmeyince, bende erken çıkarak soluğu caddede aldım. Önce kuzenim ve şirinlik abidesi oğlu ve iki arkadaşımızla beraber geç ama uzun bir öğle yemeği yedik. Saatler ilerleyip çocuklular eve dönmeye karar verince, bizde sahile doğru yollandık. Bahardan kalma bir sahil akşamında bir buçuk saat ter attıktan sonra herkes evine döndü. Sıcacık bir duşun hayali ve acaba gece dışarı çıksam mı soruları kafamda dönerken, eve vardım. Balkondan havlu almak için yatak odama girdim ki; parke ayağımın altından "vıjjjt" diye kayıverdi. İki seksen yerdeyim... Kalorifer peteğinin şerefsiz pirşörü (bu parçanın görevi peteğin havasını boşaltmak) petekteki hava, su, civa her ne halt varsa hepsini parkenin üstüne bırakmış. Sinirden aklım durdu, şahane giden cumartesim bir anda kabusa döndü. "Ulan eşşoğlusu, ulan eşşooğlusu.. Yine mi? Yine miii?" diye söylenerek kalktım yerden , sırılsıklam bir halde...

Saatlerce parkeleri kurutmak için uğraştım. Kuruduktan sonra ise aşşağılık pirşörü tamir etmek için. Bu pirşörlerin hem içinde, hem ağzında contası var. Bunu geçen yıl, geldiklerinde annemlerin kaldığı misafir yatak odasını su basınca öğrenmiştim... Salak tesisatçı, ağzındaki contayı takmadan monte etmiş pirşörü. Habire su basıyor odayı. 50 defa çağırmıştım o zaman.. Anlamamıştı ne olduğunu uyuz adam! Tutturmuştu; "Apla senin petek bozuk, peteği söküp değiştirmek gerek" diye. Biri değişince harmoni bozulduğu için diğerlerini de değiştirmek gerekiyormuş hatta. "Deli misin sen usta? Bütün evin peteklerinin değişmesi ne kadar zor birşey? Şaşırdın sen heralde?" dediysem de; "Valllahii Apla, o zaman kapat bu peteği öyle otur, bunlar çatı katına uygun değildir" diye salakça bir fikir üretebildi sadece. "Yahu madem bu petekler uygun değildir, niye diğerleri çalışıyordur? Ne biçim bir açıklama bu..?" "Bana kısma Apla, benim ne suçum var?" diye de demogoji yaptıydı kımıl zararlısı. Bu usta milleti, kansorejen yemin ederim...  En sonunda madem son çözüm bu peteğin değişmesi, o zaman başka bir pirşörü sökeyimde, ne menem birşeymiş bu zıkkımın kökü bir bakayım dedim. Bu vesileyle de mekanizmasını çözdümdü allahsızın! Ve tabii sel problemini ve petek değiştirme kabusunu da! Ustanın da maaşına zam, işine son! Fakat şimdi bu pirşörün derdi ne? Neden su akıtıyor? Onu ben de anlamadım.. "Benim kadın, buraların tozunu neyim alırken bilmeden vanaları mı gevşetiyor nedir?" diye düşünüyorum. Bakıyorum, gevşememiş. "Yahu niye akıtıyorsun o zaman mübarek?" İki saat sonra herşeyi söküp kurulayıp, yerine sıkı sıkı takıp ancak duşa girebiliyorum... Dışarı çıkma hayalimi, "hayallerim" listesine kaydederek!

Ertesi sabah, malum pazar... Tek planım televizyona bağlı tüm kablo kalabalığını elimden geldiğince tenhalaştırmak. Tamir çantasını balkondan alıp, oturuyorum kabloların başına. Bir tane iki tane değil ki... Homtiyatırı, digisi, dvdsi, hoperlörleri, telefonu, sekreteri, modemi, interneti... Say say bitmez! Önce internetten aldığım tüm girişleri toprak priz olan 10lu'yu çıkartıyorum kutusundan. Tv ile yanı renk seçtim. Gri. Sonra başlıyorum yerdeki 3lü, 2li, tekli ne varsa ayırmaya. Hepsini tek tek çıkartıp, silip, kaldırıyorum... Sonra başlıyorum tek tek bütün kabloları silip, kısaltmaya. Siliyorum, kısaltıyorum. Siliyorum, kısaltıyorum.. Yaklaşık 1saat sürüyor. En son dışardan gelen kabloları, duvara sabitledikten sonra başlıyorum tek tek kabloları monte etmeye... Yarım saatte bu sürüyor. Oooh herşey tastamam çalışıyor, kablolar tertemiz, kablo karışıklığı önemli ölçüde azaldı. Yerde iki büklüm belim sökülmüş, ayaklarım uyuşmuş, dizlerim iz içinde... Bir de o gazla toz almaya girişiyorum. Tamir takımını topla, hadi şimdi duşa...  Tam tamir çantasını koymak için odaya giriyorum... Çorabım ıslanıyor. Yerde bir gölet. Aman Allahım! Hayır.. Hayır.. Olaaa-maaazzz!! Tansiyonum 15e falan fırladı sanırsam o ara.
"Ulan şerefsiz pirşör, cumartesi yetmedi pazarımında içine edecen illa di mi?" Toz içinde çıkıp 40 saat pirşör contası ve vanası aradım. Buldum. Trafikten eve dönmeye çalıştım. Döndüm. Tamir tadilat yaptım. "Duş alim bari" derken fikir değiştirip; "gidip kayim önce" dedim. Sahilde rüzgar ne kadar hızlı, acaba kayılır mı diye internete girdim ki, internet çalışmıyor:(( Modem ayarları bozulmuş. Resetle, bir daha kur. "Şifre giriniz" diyor. Şifremi unuttum, katiyen hatırlamıyorum. Tekrar destek hattına bağlan, şifreni öğren. Tekrar resetle, tekrar kur... Çalıştı! Hızla giyinip attım kendimi sahile, netten hava durumuna bakmayı unutarak! Tam kaymaya başladım yağmur, lodos, her türlü kaymayı imkansızlaştıran doğal afet! Hepsi birden, aynı anda başladı! "Bari market alışverişi yapayım" dedim. İnönü caddesinden Bağdat Caddesine, pazar günü trafiğin en civcivli saatinde market alışverişine gitmek? Çok teselli edici değil mi? Market işkencesi sonrası gerisin geriye o trafikte tekrar eve döndüm. Otoparka girince; "ohhh be geldim en sonunda" dedim ki... Kendimi bagajda beni bekleyen 10 tane poşetle baş başa buldum... Yağmurun altında her biri öküz ölüsü ağırlığındaki poşetleri tek başıma taşıdım. İçimden konuşarak tabii; "Eğer olurda birgün evlenirsem, kesinlikle market alışverişi ve poşet taşımaya ben karışmam. Bekarlığım boyunca bu işte çalıştım ben. Emekliliğim evlendiğim gündür! Emeklilik ikramiyem de "müstakbel kocam!"
Eve gittim, aldıklarımı yerleştirdim. Tek başıma tabii... Ama sanırsam evliler grubuna dahil olan üyelerde tek başına yapıyor bu işlemi hem de daha fazla insan için... Iyyh, içim kalktı bak şimdi! Bu daha da gıcık bir durum! Bir bira açtım, sonra bir tane daha... Üzgün üzgün, sızıp kalmışım koltukta.

Sabah sürünerek uyandım. Kendi kendime; "Ulan hep mi ben yapacağım bu erkek eli isteyen işleri? Şu zarif ellerin haline bak! Katur kutur olmuş, alet edavatla iş görmekten!" diye bıdı bıdı söylensem de... Günün ilerleyen saatlerinde biraz sakinleyince, monoloktaki repliğimi değiştirmeye karar verdim; "Tamir yapabiliyorsun, Yase... Bırak üzülmeyi! Tamirciye vereceğin parayla git kendine birşeyler al! Alışveriş herşeye iyi gelir! Ellerin iş gördüğü içinde şükret!" şeklinde...

Yazarın notu: Sn. Okuyucu,
Gururla söyleyebilirim ki, emonsiyonel olarak "daraltı" yaratan bu olay karşısında bile tedavi etmeye çalıştığım "alışveriş müptelalığı" hastalığımın, beni en güçsüz olduğum anda kıskıvrak yakalayıp ele geçirmesine izin vermedim!
Tamirci parasıyla kendime güzel bir saç bakımı ve manikür ısmarladım..:) No shoes, still!

the  y.a.s.e.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder