2 Şubat 2011 Çarşamba

Defne Joy Foster anısına….

Adana’da doğdum. Bütün çocukluk ve gençlik yıllarım basketbol oynamakla, antremanlarla, Michael Jordan, Dennis Rodman gibi efsanevi siyah basketbolcuları ağzım açık izlemek ve taklit etmeye çalışmakla geçti.

Hal böyle olunca Adana’ya yarım saat 45 dakika mesafede olan Amerikan Hava Üssü İncirlik, bizim deyişimizle küçük Amerika, çocukluk ve gençlik yıllarım için çok önemli bir role sahiptir. Hem oynadığım klüp takımıyla, hem de okul takımıyla defalarca kez antreman maçı yapmak için gittiğimiz başka bir dünyaydı orası benim için. Basketbol dünyasının hakimi olan Amerika’nın küçük bir maketiydi sanki. Türkler giremezdi içeri. Ancak bizim gibi geçerli bir sebeple girebilirdin. Çocuk aklımla durum bu kadar gizemli ve cazip olunca zenciler de, küçük Amerika da anlaşılmadık bir sempatiyle şekillenmiştir aklımda. Amerikalı kızlarla maç yapmakta, öbek öbek siyah Amerikalı’yı Adana caddelerinde kucaklarında kıvırcık saçlı, simsiyah tatlı mı tatlı minicik çocukları, sırtlarında çantalarıyla görmekte alışıldık fakat hiçbir zaman aslında tam olarak da alışamadığımız bir durumdu.

Çocukluktan ergenliğe geçipte biraz olgunlaşınca kulağıma gelen hikayeler beni çok etkilemişti. Söylenenlere göre Türk kızları, geçici bir süre için Türkiye’ye gönderilen Amerikalı askerlerle evlenip, onlarla beraber Amerika’ya dönmek için bahane kollarlarmış. Türkiye’ye gönderilen bu Amerikalıların ise en alt tabakadan insanlar olduğunun altı çizilirdi hep. Rotasyon adı altında geçici bir süre için İncirlik’te bir okula tayin olan annem, küçük Amerika'nın enteresan ve bir o kadar da kederle bezenmiş hikayelerini eve taşımaya başladığında ise anlattıkları karşısında dudağım uçuklamıştı. Annesi babası meydanda olmayan, terk edilmiş, annesini babasını bir kez dahi görmemiş bir dünya çocukla dolu olduğunu söylemişti okulun. Babası Amerikalı annesi Türk, Annesi Amerikalı, babası Türk, çocuğunu bırakıp gidenler, çocuğunu nenelerin, dedelerin elinden almayı bir türlü başaramayanlar ve ortada Amerikalı görüntüleri, hüzünlü öyküleri  ve etrafları tuhaf ilişkilerle sarılmış bir kasaba dolusu çocuk.

Defne Joy'un hikayesi nedir hiç bilmem. Ama eminim ki annesi onu nice zorluklarla büyütmüştür. Pamuklara sararak, gözünden sakınarak... Onu ilk gördüğüm zaman televizyonda, kanım ısınıverdi... Türkçe konuşan siyah bir kadın... Enerjisi, kıpırtısı, rengi, güzelliği, kıvırcık saçları, kaslı kolları çok tanıdık geldi. Zaten tanışıyormuşuz gibi hissettim. Adana’da doğmuştu hem. Çocukluğuma dayanan siyah sempatim onunla bir kez daha perçinlendi. Gazetede bebeğiyle resmini görünce yüzüme kocaman bir gülümseme geldi.

Tanımadığım bir insan ama sabah haberi okuduğumdan beri neşem uçup gitti. Kolum kanadım kırıldı. Kalbim yerinden oynadı. Annesine üzüldüm çok. Minicik, dünyalar güzeli bebeğine... Mevlana gibi adamdır dediği eşine... En derinlerden üzgünüm. Kelimeler kifayetsiz...

Toprağı bol, yeri cennet olsun. Bebeğine daha iyi, daha neşeli, daha uzun bir öykü yazsın kader. Kendisine rahmet, ailesine sabır diliyorum...
Her gün hatırlamalıyız ki "hayat çok kısa!"
the y.a.s.e.

1 yorum:

  1. Bir Adanali olarak, bereketli topraklarda dogmus, sicak mi sicak,guneye has coskulu ve sulu, pamuk iscileri gibi yanik teni ile bizden olan birini kaybetmenin acisini taaaaaaaaa buralardan hissettim.ozellikle son dansindaki ictenligi, soyledigi" veda"ozelligi tasiyan duru sozleri uzun zaman aklimdan cikmiyacak.Ailesine sevenlerine taziyetlerimi iletir, mekan degisiminin Cennetin has bahcesi olmasini temenni ederim. SERMIN.

    YanıtlaSil